Kendisi arşiv okumaları yapmakta ve okuduğu çalışmaları bulduğu sponsorlar aracılığı ile sınırlı sayıda da olsa yayımlamaktadır. Yazarın son çalışmalarından olan Danişmendnâme (Danişmendliler Destanı) 2026 yılı Şubat ayında basıldı. Yazar, çalışmaları hangi yöre ile ilgiliyse o yörenin mülki amirliklerine, kütüphanelerine ve ilgili kişilerine birer nüshasını hediye olarak göndermektedir. Bu bağlamda Danişmendnâme’nin ana kahramanı olan Melik Ahmet Danişmend Gazi’nin türbesi Niksar’da bulunduğu ve destanın ana konusu Orta Anadolu’da geçtiği için bu eserin bir tanesini bana göndermişti. TOGÜ kütüphanesine, Niksar Kaymakamlığına, Danişmend Hüseyin Şahin Bey’e hediye olarak ulaştırılmak üzere emanet olarak üç kitap daha göndermişti. Kendi adıma gönderdiği kitabı detaylı olarak okudum ancak hâlâ bende bulunan diğer emanetleri henüz yerlerine ulaştıramadığımı da söylemek isterim.
Telefonumu çaldıran Murat Bey, Tokat'ta Gıj Gıj tepesinde olduğunu söylüyordu. Orada Gıj Gıj Dede olarak bilinen bir veli zatın türbesini ziyaret etmek istemiş. Bunun için İstanbul’dan memleketine giderken Amasya'dan Alucra'ya Erbaa üzerinden geçmek yerine rotasını Tokat'a çevirmiş. Gıj Gıj Dede türbesine ait bir yön tabelası olmadığı için yağmurlu ve sisli bir orman içinde kalakalmış. Benden yardım istiyordu. Yardım için Tokat Yazarlar ve Şairler Derneği Başkanı Mahmut Hasgül'ü aradım. Türbenin yerini yaklaşık olarak bildiğini ama hiç gitmediğini söyledi. Burhan Kurddan Hocamı arayıp ondan yardımcı olmasını istedim. Onunla da telefonda irtibat sağlayamadılar. Ailesiyle birlikte bilmediği tenha bir yerde, yağmur, sis içinde daha fazla risk almak istemeyen Murat Dursun Bey, Gıj Gıj Dede'ye duasını uzaktan okuyarak Tokat'tan ayrıldı.
Yazarımızı daha önce gelmediği Tokat'a ve bir dağın başına sürükleyen duygu neydi dersiniz? Onu buraya Danişmendnâme okumalarında karşılaştığı bir olay ve o olayın kahramanı getirmişti. Bahsi geçen kişi Hasan bin Eyyüb'dü. Yani Eyyüb oğlu Hasan'dı.
Yazar, el yazması Danişmendnâme'yi günümüz alfabesine ve Türkçesine çevirirken Amasya (Harşena) fethinin anlatıldığı bölümlerde Hasan bin Eyyüb ismi ile karşılaşır. Çok heybetli, kuvvetli bir Rum askeri olan ve elindeki ağaç ile savaşan Atuş ile Hasan arasındaki mücadeleleri, Hasan'ın şehâdetini ve defnini anlatan şu ifadeleri okur:
Geçip Hasan bin Eyyüb’e erdi ki Melik’in silahdarı idi. Elinde kılıç kâfire hamle kıldı. Atuş lain ol ağaçla Hasan’ın kılıcını men’ eyledi. Elindeki ağacı başı üstüne çevirip bir darbla Hasan bin Eyyüb’ü dahi yıktı. Hemen kim Hasan attan yıkıldı. Lain ağaçla Hasan’ı şehit kıldı. Müslümanlar çün onu görüp Melik’e haber verdiler Melik onu işitip ah eyledi. Miskin Hasan dedi. Atası çok ağladı, pir (çok yaşlı) kişi idi. Tez atını tepti ki kâfire hamle kıla. Melik karşı vardı, Eyyüb’ü komadı (bırakmadı).(shf. 192)
Melik buyurdu, Hasan’ı getirip namazını kıldılar. Melik buyurdu: Dokiya yani Tokat karşısında bir dağ vardı adına Kıç Kıç derlerdi. Ol dağ başında bir türbe yaptılar Hasan’ı anda (orada) defn ettiler. (shf. 194) Olayların devamında Melik, Atuş’u öldürerek alemdarı Hasan’nın intikamını bizzat aldığı anlatılmaktadır.
Evet, Tokat'ta Gıj Gıj Dede olarak bilinen kişinin kimliği Murat Dursun Tosun sayesinde Danişmendnâme'de ortaya çıkmıştır. Bu kişi, Danişmend Gazi'nin komutanlarından ve alemdarı (bayraktarı) Hasan bin Eyyüb adlı bir fetih kahramanı ve alperen bir şehittir. Türbesinin yapıldığı yer Kıç Kıç Dağı olarak zikredilmiştir.. Zaman içinde bu dağın adı Gıj Gıj'a dönüşmüştür.
Danişmendnâme'nin ilk bölümlerinden anladığımıza göre Hasan bin Eyyüb, dönemin önemli şehirlerinden olan Sisiyya'ya (Gümenk'e) yönetici olarak görevlendirilmiştir. Bu görevlendirme eserde şöyle anlatılmaktadır:
"Raviler şöyle rivayet ederler ki: İki gün iki gece Melik Danişmend Gazi. Sisiyya (Gümenek) şehrinde kafirlere kılıç çekti, kafirleri kırdı. Sonunda kafirler aciz kalıp aman dilediler. Melik buyurdu: Dahi öldürmekten her kişi el çekti. Kılıç korkusundan Müslüman oldular. Sonra Melik buyurdu: Şehri garet kıldı. Üç yüz altmış altı kiliseyi harap edip yerine mescitler yaptılar. İçine imam, müezzin, hatip atadılar. Sondan Melik, bunlara din erkanını öğretsin diye Hasan bin Eyyüb’ü bunlara hakim (komutan-imam) tayin etti. (shf. 118)
Aynı Hasan bin Eyyüb, Mankuriye (Çankırı) Kalesinde esir tutulan Efrumiye’nin Artuhi tarafından kurtarılmasında ise alemdarlar beyi olarak zikredilmektedir:
“Hasan bin Eyyüb ki alemdarlar beyidir, alemi (bayrağı) alıp bir tepeye çıktı. (shf. 179)
Danişmendnâme’de Gıj Gıj Dağı’na bizzat Danişmend Gazi talimatıyla defnedilen Hasan bin Eyyüb’ün Halil adlı bir kardeşi olduğu, Sisiyya'nın (Gümenek'in) ikinci defa fethinden sonra Sisiyya’ya bu sefer Halil’in hakim olarak görevlendirildiğinden söz edilir. Niksar’ın (Harsanosiyya) fethi ile ilgili zorlu mücadelelerde çok sayıda şehit verilmiştir. Hasan bin Eyyüb’ün kardeşi olan “gayet sadık ve alim birisi " (shf.230) olarak sözü edilen Halil de Niksar’ın fethi ile ilgili savaşlardaki bir mücadelede şehit olanlar arasındadır. (shf. 231) Bu bilgilere göre Halil bin Eyyüb’ün kabri Niksar’da olmalıdır.
Murat Dursun Tosun, yukarıda geçen ifadelerle Danişmendnâme’de ilk karşılaştığında da (birkaç ay önce) beni aramış ve Tokat’ta Kıç Kıç Dağı var mı diye sormuştu. Bilgim olmadığı için, kendisini Danişmend Hüseyin Şahin’e yönlendirmiştim. Çünkü Danişmend Hüseyin Şahin, Prof. Dr. Necati Demir ile birlikte geçen yıl Danişmentli Devleti üzerine bir kitap yayımlamışlardı. Murat Dursun Bey, Danişmend Hüseyin Şahin'den aldığı bilgileri de ekleyerek Gıj Gıj Dağı ve Hasan bin Eyyüb’ün kimliğine dair bir makale yayımlamıştı.
Murat Dursun Tosun Bey'i Tokat'a getiren ve bir dağ başından bana telefon açtıran olayın özü budur. Tokat tarihinin önemli şahsiyetlerinden ve manevi bekçilerinden biri olarak şehre hakim bir tepe üzerindeki kabrinde yatan ve Gıj Dede olarak kişinin bu zamana kadar bilinen biyografisi: Yesevi geleneğine mensup Anadolu'da yaşamış evliyalardan biri olduğu, Evliya Çelebi'nin verdiği bilgiye göre ise yine Yesevi geleneğine mensup olduğu, Hacı Bektaş Veli ile birlikte Anadolu'ya geldiği şeklindeydi. Sanat Tarihi Uzmanı Ekrem Anaç, Tokat halkının önemli ziyaret noktalarından biri olan Gıj Gıj Dede’nin asıl adının Hasan olduğunu Evliya Çelebi’nin Tokat’ı ziyaretinde şehirde Gıj Gıj Dede adına bir zaviye bulunduğunu yazdığını söylemektedir. Ekrem Anaç Bey'in, GıjGıj Dede'nin adının Hasan olduğu bilgisini vermesi, Murat Dursun Tosun'un Danişmendnâme okumaları ile örtüşmektedir.
Şimdi Tokatlılara Hasan bin Eyyüb adlı bu alperen velinin türbesine bir bilgilendirme tabelası ile oraya kadar gitmek isteyen ziyaretçiler için yönlendirici tabelalar yaptırmak gibi önemli vazife düşmektedir. Yazımızı okuyan Tokatlı hemşehrilerimizden talebimizi Tokat’ın yetkililerine iletmelerini arzu ederiz.
Niksar'da Danişmend Hüseyin Şahin, isminin başına Danişmend ünvanını alacak kadar Danişmendliler dönemiyle ilgili ve bu döneme sevdalı bir araştırmacı. Prof Dr. Necati Demir'in belki de en özel araştırma alanı Danişmendliler. Yine Niksar tarihine ve kültürüne sayısız katkılar sunan TOŞAYAD'ın bir önceki Başkanı Hasan Akar, Necati Güneş ve Atalay Karahan gibi isimlerin Danişmendliler dönemine ait katkıları çok fazla. Bu isimlerin her birine ayrı ayrı teşekkürü bir borç biliriz.
TOŞATAD'ın şu anki Başkanı Mahmut Hasgül Bey'in de son zamanlarda Danişmendnâme’deki büyük aşkın hikâyesini anlatmakla meşgul olduğunu biliyoruz. Bu tür çabaların, insanımızın tarihe ilgisini çekmede önemli bir metot olduğunu biliyoruz. Mahmut Hasgül Bey, yakın zamanda Amasya’da Amasyalılara Ferhat ile Şirin’in bir benzeri olan Artuhi ile Efrumiye’nin hikâyesini anlatmış. Nedir bu aşk hikayesi? Danişmendnâme'deki bu ilgi çekici aşk hikayesinde kısaca bahsedeyim: Melik Ahmed Danişmend Gazi’nin fetihlerinde çok önemli iki arkadaşı vardır. Bunlardan birisi Artuhi’dir. Rum bir Hıristiyan olan Artuhi , Melik’in dostluğu ile Müslüman olmuştur. Onun sevdiği kız, Amasya (Harşena) Bey’i Şattat'ın kızı Efrumiye’dir. Daha sonra Efrumiye de Müslüman olacak ve bu üç kişi destanda ifadesini bulan bütün fetih kahramanlıklarında sırt sırta verecektir. Efrumiye karakteri destanlarımızda pek de görmeye alışkın olmadığımız bir kadın savaşçı olması yönüyle ayrıca dikkat çekicidir. Destanın sonlarına doğru Melik, bu iki kahramanın düğününü yapacak, hatta kendisi Perşembe Yaylası’nda şehit olduktan sonra oğlu Gazi ile karısı Gülnuş Banu’ya ölünceye kadar bu iki aşık kol kanat gereceklerdir. İşte, Mahmut Bey’in anlattığı hikâye, kahramanlıkları ile dillere destan olan Efrumiye ile Artuhi’nin aşkıdır. Özellikle Efrumiye'nin Türk-İslam Destanlarında pek alışkın olmadığımız bir kadın cengaver oluşu ve hep savaş meydanlarında oluşu, eseri daha ilgi çekici kılıyor ve diğer destanlardan ayrıştırıyor.
Danişmendnâme neden çok önemlidir? Bu konuda neler yapılabilir?
Danişmendnâme, Müslüman-Türklerin Anadolu’daki ilk destanıdır. Battannâme de Anadolu’da geçer ancak Battalnâme’nin ana kahramanı olan Seyid Battal Gazi, aslen Arap kökenlidir. Sonraki süreçlerde bizden birisine dönüştürülmüştür. Battalnâme’nin devamı niteliğinde olan Danişmendnâme’nin ana karakteri olan Danişmend Gazi, Türk destan geleneğinin Anadolu’daki ilk temsilcisidir. Danişmendnâme, olayların anlatılışında bazı olağanüstülükleri içerse de tarihi gerçeklikle ilişkisi, kahramanların, mekanların ve zamanın gerçekliği açısından tarihi belge ve edebi açıdan romana yaklaşan özellikler taşır.
Sultan Alparslan, ordularıyla doğu yönünden Anadolu'ya girdiğinde komutanlarına farklı bölgelerin fethi ile ilgili görevler vermiştir. Melik Ahmet Danişmend Gazi'ye bu görevlendirmede Orta ve Kuzey Anadolu yörelerinin fethi görevi verilmiştir.
Danişmend, kelime anlamı olarak danışman anlamına gelmektedir. Sultan Alparslan'ın komutanlarından olan Melik Ahmed, bu yönüyle alp (savaşçı) bir kişi olmanın yanı sıra bilge bir devlet adamıdır ve danışmandır. O, bu kahramanlığı ve bilgeliği "Kelime-i tevhid" sancağı altında coşkun bir fetih ruhu ve gâza inancıyla gerçekleştirmiş ve erenler sıfatına da malik olmuştur. Denilebilir ki Melik Ahmed Danişmend Gazi, "bilge bir alperen"dir. On birinci asırda onun öncülüğünde fethedilen Orta Anadolu'nun kadim yerleşimleri olan Tokat, Amasya, Sivas, Niksar, Kayseri gibi şehirler; bu bilgeliğin neticesinde büyük bir imar faaliyetine sahne olmuştur. Bu şehirlerden Tokat ve Niksar, onun açtığı yoldan devam eden evlatları ve torunları zamanında Yağıbasan Medreseleri adı altında Anadolu'nun ilk medreselerine ev sahipliği yapmıştır. Anadolu'nun en kadim Türk-İslam yapılarından olan bu medreselerde, asırlara meydan okuyarak eğitim faaliyetlerini sürdürülmüştür. Bu medreselerin eğitim faaliyeti hizmetleri günümüze ulaşamasa dahi Yağıbasan Medreseleri mimari olarak ayakta kalabilmişlerdir.
Malatya’dan yakın arkadaşı Sultan Turasan ile başlayan fetih planlamasında Melik Ahmed Danişmend Gazi’ye Yeşilırmak ve Kızılırmak havzası ile çevresi, Sultan Turasan’a ise Konstaniyye (İstanbul) düşmüştür. Sultan Turasan’ın İstanbul tarafına yaptığı akınlarla ilgili eserde fazlaca bir bilgi bulunmamakta ancak Melik Gazi’nin fetihleri destan anlatısı ruhuna bağlı olarak abartıları da içererek detaylı olarak anlatılmaktadır.
Velhasıl Danişmendnâme, saz yahut kopuz eşliğinde ozanlar aracılığı ile anlatılmaya devam etmeli; eser sinemaya uyarlanarak gerçek bir filmi yahut animasyonu ya da çizgi filmi mutlaka yapılmalıdır. TRT Genel Müdürümüz Prof. Dr. Sayın Zahid Sobacı Bey’in, elbette ki bu hususta çalışmaları ve planlamaları vardır. Bizler de hatırlatma görevimizi yapmış olalım.
Melik Ahmed Danişmend Gazi, Niksar Melik Gazi Kabristanlığında adına yapılan türbede medfundur. Milli kimliğin ve benliğin oluşmasına katkı sağlaması adına yöre gençlerinin, çocuklarının bu türbeyi ziyaretleri mutlaka sağlanmalıdır. Bize cennet Anadolu’yu yurt olarak açan kahraman bir alperen, bilge bir danışman ve derviş gazi olan Orta Anadolu’nun fatihi Melik Ahmed Danişmend Gazi’nin türbesini ziyaret geçmiş - bugün - gelecek arasında bir köprü olarak değerlendirilmelidir. Ve köprü asla yıkılmamalıdır.
Hulusi DURUPUNAR
11.04.2026
KAYNAK/
AMASYA TAŞOVA Kültür Tarih Arkeoloji Edebiyat Haber /Enver Seyhan



Yorumlar
Yorum Gönder