Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

TAŞOVA' LI ÖĞRETMENLER

BİR ÖĞRETMENİN PENCERESİNDEN

TAŞOVA' DA GEZİLECEK YERLER

  Taşova , Türkiye’nin Karadeniz Bölgesi’nde yer alan  Amasya  iline bağlı bir ilçedir.  Taşova gezilecek yerler  açısından doğal güzellikleri ve tarihi zenginlikleriyle ziyaretçilerini cezbetmektedir. Bu şirin ilçede huzur dolu bir tatil geçirebilir, doğanın tadını çıkarabilirsiniz. Tarihi mekanları, doğal parkları ve güzel köyleriyle Taşova, sakin bir kaçamak için ideal bir destinasyondur. Taşova,  Karadeniz Bölgesi ‘nde yer almaktadır. Bölgedeki yaylaları, ormanları ve gölleriyle doğa severlerin ilgisini çekmektedir. Eşsiz manzaralar eşliğinde doğa yürüyüşleri yapabilir, bol oksijenli havanın keyfini sürebilirsiniz. Ayrıca, bölgedeki tarihi cami, köprü ve mezar taşlarını keşfedebilir, geçmişe yolculuk yapabilirsiniz. Taşova’nın komşu ilçeleri arasında  Merzifon ,  Amasya Merkez  ve  Suluova  gibi önemli yerler yer almaktadır. Bu ilçeleri de ziyaret ederek bölgenin farklı güzelliklerini keşfedebilirsiniz. Taşova’da konaklama konus...

TAŞOVA' DA BAMYECİLİK

        Taşova ve köylerinde özellikle Alpaslan Köyünde en çok üretimi yapılan ürün bamya idi. Alpaslan köyü meyvecilik üzerine ağırlık verince Bayrağı Çaydibi Köyü (Mahallesi) aldı.   Taşova' nın çoğu köyünde yetişen bamye özellikle Uluköy, Sepetli, Oba,  Arpaderesi, Destek, Andıran Milkbükü, Yolaçan köyleri ve Taşova merkezde bamye üreticiliğine devam edilmektedir. Bamye bir zamanlar çeyrek altınla yarışıyordu, şimdi ise çeyrek altının 1/5 i seyilerinde, yani 2.000 ile 2.400 TL arasında fiyatları değişiyor. Bu fiyatlar büyükşehirlere ve marketlere ulaşınca birden ikiye üçe katllanıyor.       Biz dönelim bamyenin üretici kısmına. Ekim, Kasım gibi bamya yeri sürülür, herk edilir. Bahar da nisan gibi tarla yeniden sürülür. Kaz ayağı tırmık çekilir. yeri hazırlanır. Nisan sonu Mayıs başında ise ekilir. Hava durumuna göre şansı yaver giderde tarlanın yüzünü kapatırsa zararlı otlardan korumak için çapa yapılır.

TAŞABAD NAHİYESİNE BAĞLI KÖYLERİN HANE SAYILARI/ENVER SEYHAN

  Enver Seyhan  Köy isimleri Hane sayıları Defter numaraları 1840 – 1845 yıllarında Taşabad Nahiyesi’ne bağlı olan köyler, 1944 yılından bu yana, adını tarihi Taşabad nahiyesinden alan “Taşova” ilçesine bağlandı. Bazı Taşabad nahiyesi köyleri ise, kendi istekleri ile veya konumları itibariyle Erbaa kazasına bağlandılar. * Türk Nüfusun Yaşadığı Köyler: (1840 – 1845) 01- Bidevi =Esençay: 42 Hane. (13418) 02- Boladan =Kumluca: 23 Hane. (16076) 03- Devre: 7 Hane. (13426) 04- Yolaçan: 8 Hane. (14632) 05- Yornus =Çakırsu: 17 Hane. (14637) 06- Kadimköy=Güngörmüş: 5 Hane. (14627) 07- Kuşeyh=Şahinler: 45 Hane. (14641) 08- Koramo: 10 Hane. (14627) (Koramu köyü Kalekale düzünde kurulu bir köydü. 1944 yılındaki kayıtta Taşova kazasının mahallesi olarak kaydı var. Sonraki kayıtlarda yer almıyor.)

TARİHÇE-İ TAŞOVA / Ahmet Şimşek

     Taşova İlçesi, Türkiye'nin Orta Karadeniz Bölümünde yer almaktadır. İlçe Yeşilırmak vadisi üzerinde kurulmuştur.      Taşova Tarihte birçok devletin hakimiyeti altına girmiştir. İlçede yapılan kazılarda arkeolojik buluntulara rastlanmıştır. Taşova'da egemenlik kuran ilk devlet Hititlerdir. Hititler, M.Ö. 1650 yıllarında Anadolu'ya hakim olunca, Taşova ve çevresini de idareleri altına aldılar. Daha sonra yöreye Frigler (M.Ö. 1200-700) ve Kimmerler hakim oldu. İran'da kurulan Med İmparatorluğu, Anadolu yönünde genişlemeye başlayıp Kimmerler Devleti'ne son vererek bölgeye hakim oldular. Taşova Pers Kralı III.Adaşir zamanında Pers hakimiyetine geçti.

EYALET-İ RÛM (15 ve 16’ncı Asır) Sonusa, Erek, Karakuş ve Karayaka bölgeleri/ENVER SEYHAN

  Enver Seyhan Elbette son iki bin yıl içinde üç kıtada hükümran olan, mülkünde ve emrinde bulunan topraklara hükmeden ve yöneten bir milletin evladı olarak geçmişin izlerini takip etmemek, geçmişe alâka duymamak çok ama çok fazla acemiliktir. “Acemiliktir” dedim; yerine kullanacağım birçok kelime var, ancak gerek duymadım. Araştırma alanımı Sonusa, Erek, Karakuş ve Karayaka bölgeleri olarak belirlesem de sosyal tarih ve iktisadi tarih öyle bir şeydir ki birbirine bağlıdır; seni içine çeker alır. İlim ve bilim insanlarının izlerini ve sözlerini takip ederim. Bilimden ve ilimden asla ve kat’a şaşmam. Yaşamış aramış taramış incelemiş derlemiş toplamış tespit etmiş yazmış ve takip eden kuşaklara büyük emeklerle hazırladığı kitapları ve makaleleri emanet bırakmış Tayyip Gökbilgin hocaya rahmet dileyerek bugünkü yazıma başlamak istiyorum. Ben yazmayacağım. O konuşacak ve ben not alacağım. O ne diyorsa, ne konuşuyorsa onun dilinden olmak üzere konuyu izaha çalışacağım. Konu belli : Vilay...

BİLEY TAŞI / ENVER SEYHAN

  İnsanoğlu yaşadığı zaman içinde işini kolaylaştıracak birçok şeyi kendisi yapardı. Bundan yarım asır ve daha öncesi sınırlı alet ve eşya kullanırdık. Birçoğunun ustası yoktu ve bunları kendimiz tamir ederdik. Evde bulunması gerekli eşyalar hemen hemen her hane için aynıydı. Kazma, kürek, balta, mutfak araçları, tarım aletleri, bazı evlerde çekiç, tornavida gibi usta malzemeleri vs. Bıçak her evde olması gereken bir eşya idi. Özellikle ev hanımlarının vazgeçilmez mutfak eşyalarındandı. Zamanla kesme özelliği azalır “bileyi” yapılması gerekirdi. Her ne kadar her evde bileyi için başka bir alet daha olsa da onları “Bileyi taşı” ile keskin hale getirmek yaygın bir anlayıştı. Hatta bunun için bıçak ve benzeri eşyaları bileyi yapmak için vazifeli kişiler de bulunurdu.

TACETTİN DERGAHI’NDAKİ SIR! Enver Seyhan

  Ankara’da Tacettin Mahallesi’ndeki ev 30 Ekim 1949’da müzeye çevrildi. Peki bu evi değerli kılan neydi? Bu kiralık evde Eşref, Mehmet ve Hasan adında üç kişi yaşıyordu. Üçünün ortak noktası milletvekili oluşlarıydı. 1921 senesinin Mayıs ayında bu eve bir mektup ulaştı. Mustafa adında bir zata geliyordu. Mustafa kim miydi? Mustafa, bu evde yaşayan o üç milletvekiliyle yakınlık kurmuş bir Hintliydi. Mustafa’nın kesin bir adresi olmadığı için bu adresi “mektuplaşmak” için kullanıyordu. Kendisine gönderilen mektuplar bu eve ulaşıyor, Mustafa da mektuplarını buradan alıyordu.

ANKARA' DA 10 KASIMA TAŞOVA DAMGASI

         Haber : Ahmet ŞİMŞEK     10 Kasım Töreni yurdun her köşesinde yapıldı. 09.05 geçe çalan sirenlerin ve İstiklal marşının okunması ve günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapıldı.       Ankara' da Özel Bilişim Kolejinde öğretmenlik yapan İlçemiz Arpaderesi köyünden Hüseyin Şimşek öğretmen arkadaşları ve öğrencilerinde katılımı ile kalabalık bir ekiple Atatürk' ün ölüm yıldönümünde Duygusal müzikler eşliğinde, Zeybek gösterisi yaptı.   Bağımsızlığın timsali Türkler, Ülkemizin zor günlerini geride bırakarak Ülkesine Türk bayrağını dalgalandıran, yeniden ülkesini hem ekonomik, hem siyasal, hem tarım, hem de sanayi ve endüstriyel alanda ileri sevilere taşıyan Atatürk' ü sadece ölüm yıldönümünde yas ve üzüntü tarafını değil de, yiğitliğin ve mertliğin timsali yönünü öne çıkardı. Bu farklı boyuttaki gösteriye geniş bir katılım sağlandı. Dik duruşuın ve mertliğin, Türk milletini hiç bir gücün bertaraf edemeyeceği b...

YEREL BASIN BELGESELİ

   Hazırlayan: Serdoğan Sıvacı Ben Cesarettin Tuzla. 1948 doğumluyum. 40 yıldır  Taşova’da kalmaktayım. Esas mesleğim Öğretmenlik, sınıf öğretmeniyim. Hemen hemen emekli olalı da 20-25 seneyi doldurdum. 1994 yılı emeklisiyim. Bizim aile olarak elektroniğe karşı bir uyarlılığımız vardı. Benimde özel bir zaafım vardı. Dolayısıyla, Taşova’da 1995 ilk kez kendi imkânlarıyla bir yerel televizyon (TAŞOVA TV – TTV), RTÜK’ten izin almak kaydıyla şirket olarak televizyon kurduk. Ve bu televizyonun gerek vericilerini, gerek stüdyonun hazırlanması, gerekse elemanların oluşturulmasında tamamen benim kendi imkânlarımla oldu. O televizyon döneminde, haber nasıl yapılır, haber saatleri ne zaman olmalı, bunların konusunda çok yabancıydık. Şartlar bugünkü gibi değildi. Bugün teknoloji çok ilerledi. Bilgisayarlar var. O günlerde bilgisayarın adı bilgisayar mıdır, kompitür midir, bunu bile bilmiyorduk. Yerel gazetemizin sahiplerinden Ahmet Günaydın’ın deneyimlerinden yararlanarak, buradan k...

HER İNSANIN DERVİŞÇE BİR HİKAYESİ VARDIR.

      Her insanın bir hikayesi vardır, eskiden eskiden diye yazılara başlarız hep. Zamanla bu gün ilerde eskiden diye başlayan bir yazıya konu olacağını unutmamak gerekir. İnsanın arkasında bıraktığı güzel yaşamlar, gönüllere hitap etmeler, hoş sedalar bırakanların hikayesi tarihler boyunca söylenir, Allah indinde karıncayı bile incitmeyen Allah dostları vardır. Omzunda heybesi, sırtında torbası, elinde asası olması gerekmez dervişlerin.  Ermek, derviş olmak öyle kolay değildir derler eskiler, Kırk yıl sırtında odun taşıyacaksın, pişeceksin, bir mürşidin kapısında köle olacaksın derlerdi. Şimdi asayı Musa gibi, asasını vurduğun yerden su fışkırtacaksın. Yani kırk yıl sırtında odun taşıyıp derviş olmayı beklemek yerine gönülleri kazanıp, günahsız çocuklara kırmızı bir tut yedirmek bile rabbimin rızasını kazanmak bu kadar kolaydır. Günümüzde bilemediğimiz kadar derviş vardır. Takım elbiseli, sıradan üzerindeki kıyafeti, giyimi, konuşması dervişçe olmasa da; sıradan der...

ARPADERESİ KÖYÜ TARİHÇESİ/Ahmet ŞİMŞEK

  ARPADERESİ KÖYÜ TARİHÇESİ Amasya Taşova Arpaderesi köyü tarihçesine bir pencere açalım dedik. Arpaderesi köyü kuruluşu 1800 lü yıllara dayanıyor. Bir rivayete göre Tekelüze (Gürsu) köyünden ayrıldığı yazılsa söylense de büyüklerimizden ve kayıtlardan araştırdık. Ulaştığımız bilgileri sizlerle paylaşacağız. Köyagasigil sülalesinden Mustafa beyin oğullarından Merhum İsmail ATALAY' ın hayatta iken kendisinden derlenen bilgilere göre;     Arpaderesi Köyü Osmanlı döneminde Amasya Valiliğinde Paşa olarak görev yapan Abdullah Paşa dönemin Osmanlı hükümetine çok hizmetlerde bulunmuştur. Amasya merkeze çeşitli Camii, Hamam ve çeşitli mimari yapılar yaptırmıştır. Dönemin Amasya Valisinin ve Osmanlı hükümetine hizmetler ve başarılı hizmetlerinin karşılığında Abdullah Paşaya genişçe bir toprak verir. Abdullah Paşanın oğlu Kerim bey Amasya İl merkezinde 1502 yılında yapılan sofular camii ikinci Beyazıt zamanı defterdarı kerim bey tarafından, babası Abdullah paşa adına yaptırılm...

AKLIMDAN GEÇENLER / ENVER SEYHAN

  AKLIMDAN GEÇENLER (1831 yılına ait Nüfus Defteri okumaları) Memleketin 1831 yılında yapılan nüfus sayımında deftere yazılan kişilerin isimlerini tek tek okumaya gayret ediyorum. Bugünkü yazıya geçiriyorum. Çok iyi okumam yok. Elimden geldiği kadar. Okuma gayem de bazı kabile adlarına ulaşabilmek. Köyümde yerleşmiş boyları takip edebilmek. Merak ve heves biraz da. Ben dursam elim kolum beynim durmuyor.

AKLIMDAN GEÇENLER (1831 yılına ait Nüfus Defteri okumaları)

  Enver Seyhan  Memleketin 1831 yılında yapılan nüfus sayımında deftere yazılan kişilerin isimlerini tek tek okumaya gayret ediyorum. Bugünkü yazıya geçiriyorum. Çok iyi okumam yok. Elimden geldiği kadar. Okuma gayem de bazı kabile adlarına ulaşabilmek. Köyümde yerleşmiş boyları takip edebilmek. Merak ve heves biraz da. Ben dursam elim kolum beynim durmuyor. Okuduğum insanlar sanki yanımda gibiler. Sabi çocukların adını geçiyorum. Kimilerinin körpe yaşlarda öldüğü kaydına rastlıyorum. Onlarla konuşuyorum arada bir. 19’uncu asırda neler olup bittiğini anlatıyorlar. Dedelerinden, yaşam şartlarından, hayattan, memattan söz ediyorlar Onları, iki yüz senelik bir mesafeden alıp bugünlere getiriyorum. Ortamı, günün hadiselerini, yeniliklerini hayretle karşılıyorlar. Onlar telefonu bilmiyorlar. Traktörden haberleri yok. Lambayı yakınca “bunun adına Nemçeliler, Moskoflar yani sizin deyiminizle gavurlar elektrik diyorlar” diyorum. Susuyorlar, sükut ediyorlar… Kendi köyümün kaydı yok eli...

PELİT MEŞE Meşe Palamudu (Enver Seyhan)

  Enver Seyhan  Dağlara taşlara yaylalara arazilere vadilere yazılara bu tohumu ekin. Adına pelit deyin, meşe palamudu deyin, ne derseniz deyin ama ekin. Ormanların içine de ekin. Toprağa gömün. Yüz tohumda on tanesi topraktan bitse memleket yemyeşil olur. Her vatan evladı yılda on tane meşe palamudu tohumu ekmeyi kendine görev saymalıdır. Bu görev vatanın geleceği için çok önemlidir. Ekilmeyecek, sürülmeyecek tarla ve bahçe vasfı olmayan yerlere ekin dikin lütfen. Pelit ağacı Anadolu kökenlidir. Ekin dikin. Çünkü tutmam bitmem büyümem demez. Su da istemez. Her meyvenin tohumu ormanlarda mutlaka kendine zor da olsa yaşam alanı açar. Piknik yerlerinde ormanların içlerine yediğiniz meyvelerin çiğidini atın. Saygılarımla. Yorum Ekle

ÇEVREMİZDEKİ TEKKE ve TÜRBELER… (Enver Seyhan)

  TEKKE ve TÜRBE ZİYARETİ (Tarihsel, Kültürel ve Dinsel Açıdan İnanç Yöntem ve Uygulama) Tekke Türbe Yatır Veli Evliya Şeyh Pir Ahi Taşova, Erbaa ve Amasya’da yaşatılan tekke, türbe, yatır ve evliya ziyareti kültü yani tören ve merasimleri, bugün de aynen uygulama alanı içindedir. Ziyaret, dua, kurban, dolanma ve çaput bağlama inancına ilişkin tören ve uygulamalar, köyden köye, yerden yere, türbeden türbeye ilk elden, değişmeden ya da farklı ve değişik biçimleriyle devam etmektedir. Halk nezdinde bir gelenek ve uygulama biçimi haline dönüşen, öteden beri devam edegelen türbe, yatır ve evliya ziyareti, Anadolu’da ve Trakya’da yaşam koşullarıyla iç içedir, sanki olmazsa olmazlar arasındadır; hayatın önem arz eden bir parçasıdır. Yazının konusu, bölgede öne çıkan tekke, türbe, yatır ve evliyaları tanımak ve tanıtmak kabilinden olacaktır. Ve fakat;

SEPETLİ KÖYÜ 1574 (Enver Seyhan)

  Doğduğum köyün arazisi tarlaları bahçeleri Sepetli köyü ile iç içe olunca aklımı kurcalayan sorular olurdu; olurdu da soramazdım, sormazdım. Bugün bakınca anlıyorum ki, bir mahçup çocuk psikolojisi veya “ne derler” travması yaşıyormuşum. Sormak suç değil ama o cesareti bulamamışım kendimde demek ki!

YENİDERE KÖYÜ / Enver Seyhan

  Yenidere köyüne dair olmak üzere 1831 yılına ait kayıtları 2275 numaralı defterden okudum. O senelerde küçük bir yerleşim yeri. Beş veya altı hanelik bir köy. Karşısındaki “Ilıca” köyünü 1831 yılı kayıtlarında mezra’a olarak kayıt etmişler. Sene: 1831 Defter numarası: 2275 Sayfa numarası: 213 Sülaleler: 01-

VAY BE! / Enver Seyhan

Enver Seyhan Yine ebesinden ve yayladan girdi konuya. “ben o zaman daha on yaşındaydım” dedi. “sen ne arıyoň dünyada.” efkârlandı. yaylalar gibi başını duman bürüdü, gözlerine aşağı puňarın suyu yürüdü. durdu düşündü gözlerini sildi. “insan” dedi “geçmişi özlüyor.” “bilir misin?” diye sordu. “taş kesü:nü.” “elbette biliyorum ben de, oralara çok gittim, oduna gittim.” ayrılamadı ebesinden ve yayladan; yaylanın koyu gölgeli gürgen ağaçlarından. gitti bir gürgenin dibine oturdu: “yaylanın etrafı, dört bir yanı ormanla çevrili. ormanın içi ferah ve biraz da karanlık. o zaman daha ormanlarda kesim kesenek yoğudu. orman kalındı kalın.”

Sevgili Recai! Değerli kardeşim! (Enver Seyhan)

  Bugün sabah Taşova kazasının köylerinden İstanbul’un Kartal ilçesi, Cevizli semtinde ikâmet edenlerle çay içip sohbet ettiğimiz ocağa gelince, kardeşim Yücel’in “abicim bi dakka; Recai abi vefat etmiş de başsağlığı mesajı gönderiyorum” cümlesiyle irkildim. Üç günlük fani bir dünya! Çok fena oldum! Seni konuştum on dakika. Seninle Üsküdar’da buluşmalarımızı ve neredeyse çarşının her yerini dolaşmalarımızı; arada bir durup durup kesik kesik kulağıma fısıldamalarını anımsadım. Üstüne bir de, “bunlar sende kalsın; kimseler duymasın” dediğin çok özel sırlarını. Fethi Paşa Korusu’nda, en yukarıda derin ormanın gölgesinde, çocukluğumuzdan başlayıp o zamana göre ellili yaşlara kadar geçen ömrümüzü konuşmamızı hatırladım.

UNUTULMAYA YÜZ TUTMUŞ KELİMELER… (Enver Seyhan)

Anadolu’nun taşını toprağını vatan yapan, yuva yapan Anadolu kadınından işte o kelimelerle kurulmuş harika cümleler: “Ak benizli” bir kadındı. “Yakağan” sineği çok olduğundan “cibindirik”te yatardı. “Er yatar, er kalkardı.” “Daha üstüne gün doğmamıştı.” Ramazanda “er ekmeğini” yedi mi yatmazdı. Sümerbank bezinden diktiği “dolama”sını giyer, sabahın serinliğinde “delme”sini sırtından eksik etmezdi. İçinde “göynek” olurdu. “Ak yağlığını” “yağlanır,” gök “çekisini” alnına çekerdi.

SAYIM (TAHRİR) 1455 1520/1530 1574/1575 (Enver Seyhan)

İnsan uzaktan bakınca her şeyi tozpembe yahut karman – çorman veya alelâde görebilir. Hiç de öyle değildir. Devletler tarih içinde birbirinden ve evvelki devletlerden haberdardır. Devlet idaresi ve düzeni konusunda birbirleriyle temas halindedirler. Sayım meselesi de bu konulardan biri ve en önemlisidir. Osmanlı Arşiv kayıtları çerçevesinde 1455 -1520 / 1530 ve 1574 / 1575 yıllarında kayıtlı Sonisa kazasına bağlı nahiyelerin isimleri: -Sonusa (Kaza merkezi) -Taşabad -Frenkhisarı -Felenbel -Karakuş -Panbuközü

YORUM, BİLGİ, NOTLAR.. / Enver Seyhan

  AKÇA KÖYÜ Fidi köyünün ilk defa kaydedilen 1831 tarihli Nüfus Defteri’ni okudum ve kısımlar halinde yazıp yayınladım. Yerleşim yerlerinin nüfus kayıtlarını okurken elbette bazı okuma hataları oluyor. Bu durumu, önceden de ifade ettiğim gibi normal karşılıyorum. Yerel veya yöresel ünvanları, isimleri ve lakapları okumanın güzelliğinin yanında olumsuz yanlarının olması da olasıdır. Bazı yazılarımda köylerdeki yerleşimler ve soyadları konusunda öngörüde bulunduğum oldu. Soyadı Kanunu yürürlüğe girdikten sonra, soyadı alırken, sülale isimlerine müracaat edilebileceğini tahmin ediyordum. Araştırmalarımda gördükçe, öngörümde yanılmadığıma şahit oldum. İlgisini ve merakını bu konulara adayan değerli insan ve öğretmen H. Ulupınar, gönderdiği mesajda, her şeye rağmen benim için, tahmin ve bir taraftan da müphem olan hususa açıklık getirdi. Mesajında diyor ki:

GEÇMİŞTEN, GELECEĞE ERBAA ve TAŞOVA.. / Enver Seyhan

  NOTLAR Araştırma, inceleme ve irdeleme sırasında aldığım notlar neredeyse bir kitap olacak düzeyde. Belki yazılarımda ekseriyetine yer verdim. Bu defa mecrada, bazılarına kısa kısa yer vermek istiyorum. Mesela: “Yer adlarının Değiştirilmesi” 1949 yılında “Yer Adlarının Değiştirilmesi” hususu 5442 sayılı İl İdaresi Yasası ile kanuni bir dayanağa bağlandı. 1957 yılında ise, “Ad Değiştirme İhtisas Kurulu” kuruldu. Daha öncesinde, yer adlarının değiştirilmesi, çıkarılan “Genelge” yoluyla gerçekleşiyordu. Amasya’da Doksan Dokuz köy ismi bu yasa çerçevesinde değiştirildi. Mesela: Bazı vilayetlerin adı da değiştirildi. Menteşe ilinin adı 1926 yılında Muğla oldu. Hüdavendigâr ilinin adı 1924 yılında Bursa olarak değişti. “Keşke öyle kalsaydı” diyesim var. Kângırı ili ise 1925 yılında Çankırı oldu. Kırkkilise ilinin adı 1926 yılında Kırklareli olarak değiştirildi. Mesela: 1925 yılına kadar Havza, Lâdik ve Köprü ilçeleri Amasya’ya bağlıydı. Bakan Mehmet Cemil döneminde Samsun’a bağlandı. B...

BELEĞÜ / BELEVİ KÖYÜ Enver Seyhan

  Enver Seyhan  Sene: 1831 Defter numarası: 2275 Köyün adını defterlerden “Belgü” şeklinde okumuşlar, makalelerde bu şekilde geçiyor; fakat dikkat edince “Beleğü” olarak yazıldığı anlaşılıyor. Okumalarda 1831 yılını esas alıyorum. Bu da maziye doğru yaklaşık iki yüz elli sene ediyor; yeterli görüyorum. Yine aynı sene içinde yapılan diğer bir sayımda, nüfusa kaydedilen kişiler, boyu bosu saçı sakalı gibi özellikleriyle birlikte yazıldıkları halde, sadece asker olabilecek kimseleri tanımladığı için, Belevi köyü için dikkate almadım. SÜLALE İSİMLERİ: 01- Eybedoğlu (Ebedoğlu) (Bu boyun adını tam olarak okuyamadım. Okusam da tatmin olmadım. Eğer okumada isabet kaydedersem elbette düzeltme yaparım.)

TASNA (Yaylasaray) / (Enver Seyhan)

Sene: M. 1831 (H. 1246) Nüfus Defteri Defter no: 2275 Sayfa: 211/212/213 01- Enbiyaoğulları-Mehmet oğlu Abdullah. Yaş: 73 (Üvey oğlu Süleyman oğlu sabi Mehmet. Yaş: 6) -Karındaşı Mehmet oğlu Ahmet. Yaş: 24 (m) 02- Kadıoğulları -Ömer oğlu Ömer. Yaş: 33 (Sabi oğlu Mehmet.) 03- Berberoğulları -Ömer oğlu Ebubekir. Yaş: 40 -Üvey oğlu Abdullah oğlu sabi Ahmet. Yaş: 10-Sabi oğulları: Süleyman 12 ve Ahmet 4 ve Mehmet 1 yaşlarında.) 04- Kör Hasanoğulları -Osman oğlu Hüseyin. Yaş: 27 (m) 05- Millioğulları (Meyilli veya Meylilü) -Salih oğlu Mehmet. Yaş: 55 -Büyük oğlu Halil. Yaş: 25 (m) -Sabi oğlu Mehmet. Yaş: 3 (Bu boyun adını okumada hata olabilir. Mim Ye Lâm ve Lâm ve Vav ile yazılmış ama…) 06- İmamoğulları -Abdülkadir oğlu Abdurrahim. Yaş: 32 07- Kaya veya Kaba Salih oğlu Halil. Yaş: 55 08- Kuru Mehmet bin Ebubekir. Yaş: 35 09- Bekiroğulları -Osman oğlu Mehmet. Yaş: 60 10- Recepoğulları -Ömer oğlu İbrahim. Yaş: 50 -Büyük oğlu Asakir-i Mansuriye’den Ömer. İstanbul’da asker. -Sabi oğulları: İsm...

PELİTLİ TEKYE (Tekke Köyü) Sene: 1831/ (Enver Seyhan)

  Nüfus Defteri Numarası: 2275 (Birinci Bölüm) Tekke köyüne ömrümde bir kere uğradım. Fazla tanıdığım insan da yok. Sanırım iş aradığım zamanlarda, Ankara’da beni güler yüzle karşılayan ve ilgilenen bürokrat, Tekke köyündendi. Taşova’da bir resmi kurumda akrabası çalışıyordu; onu da tanıyorum. Tanıyorum dememi de soyadlarının aynı olmasına bağlıyorum. Elbette düşününce başka birkaç kişiyi daha tanıdığımı anımsıyorum. Bir de okul arkadaşımın olduğunu düşünüyorum. Defterde köyün adı “Pelitli Tekye” olarak geçiyor. Daha önce Tekke köyüne ait Nüfus Defteri tercümelerini yayınlayıp yayınlamadığımı anımsamıyorum. 2024 yılının Şubat ayında okuma yaptığım evraklar şu anda elimde. Alpaslan (Zuday) köyünü defterden okurken ve yazarken Tekke köyü belgelerini görünce yayınlamam gerektiğine karar verdim. Pelitli Tekye Köyü Sülale Adları:

AKLIM YORULUYOR.. / (Enver Seyhan)

  Şükrü Naili Paşa Bursa ve İstanbul bölgelerini İngilizden ve düşmandan temizledi. Bugün ne kadar kıymeti var? Adını kimse bilmiyor dahi!!! İstanbullu dahi!!! Şu günlerde bazıları Türk bayrağı bile asmıyorlar. Belki işlerine gelmiyor veya başka bir şey var. Çünkü bu insanların asla herhangi bir savaşta özellikle Cihan harbinde ve İstiklal harbinde ailelerinden bir şehit yok, gazi yok, asker yok! Hazıra konmuşlar ve sahip olduklarını da kapmışlar. Cumhuriyet sevilmiyor. Çünkü fazlasıyla hak vermiş hukuk getirmiş mal mülk makam sahibi yapmış!!! Kadınlar! Neyin hikayesini okuyorlar… Bilmiyorum ki… Daha ne olsun! Seçip seçiliyorlar…