Ana içeriğe atla

“ZEYTİNYAĞLI YİYEMEM AMAN” / Enver Seyhan

 


Bazan bunlar bize reva mı diye düşünmüyorum değil.

İneğin sütü kömüşün yoğurdu davarın tirkiler dolusu yağı dururken bu başımıza gelen ne idi?
Uygarlık ve medeniyet bu muydu?
Çağdaş uygarlıktan bunu mu anlamıştık?
Güç karşısında elimiz ayağımız mı dolaşmıştı?
İki güçten birini tercih ederken koskoca imparatorluğu doğudan ve batıdan kuşatarak yıkılmasına, halkın ızdırap içinde acı içinde korku içinde göçlere zorlanmasına sebep olan Rusya’dan da bir kaçış mıydı bu?
Bu arada Almanya’nın ve Japonya’nın mahkum edilerek ağanın-!!!- hazinesine askeri ve güvenlik antlaşmaları gereği yıllık önemli bir miktar ödeme yapmayı taahhüt etmiş olduklarını hala da bu ülkelerde askeri varlığının devam ettiğini bilelim! ! !
Sonra da Güney Kore bu manada aynı duruma geldi.
Mevcut haliyle hem müttefik hem ticari ortak gibi bir durum oluştu bunlar arasında.
Neyse!
Meselenin özünden şaşmamak lazım!
Anlatan şöyle özetlemiş kısaca:
Herşey bu kutuyla başladı.
Önce geleceğimizi çaldılar.
Sonra koca ülkeyi teslim aldılar!..
“ZEYTİNYAĞLI YİYEMEM AMAN” türküsünün acı gerçeği böyle başladı.
Bursa yöresine ait bu türkü 2 Kasım 1954 tarihinde İhsan Kaplayan kaynak gösterilerek Muzaffer Sarısözen tarafından derlenmiştir.
Marshall Planı 2. Dünya Savaşı sonrasında 1947 yılında önerilen ve 1948-1951 yılları arasında yürürlüğe konan ABD kaynaklı bir ekonomik yardım paketidir.
Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 16 ülke bu plan uyarınca ABD’den ekonomik kalkınma yardımı almıştır.
ABD geçmişten beri dünyanın en büyük mısır üretici ülkesidir. ABD birikmiş olan mısır dağlarını eritmenin bir yolu olarak mısırözü yağı ihracatını keşfetmiştir.
Marshal yardımının koşullarından biri Türkiye’nin ABD’den mısırözü yağı almasıdır.
(Yeni Sömürgecilik Açısından Gıda Emperyalizmi.
Osman Nuri Koçtürk.
Toplum Yayınları 1966)
Buna koşut olarak Türkiye’de ilk margarin fabrikası kurulur. Yine aynı dönemde yüz binlerce zeytin ağacı sökülerek bir katliam yapılır. Kalan zeytin ağaçlarından elde edilen zeytinyağının büyük bölümü ABD tarafından Dolar karşılığı alınır ve mısırözü yağı TL karşılığı satılır.
Türk insanı zeytinyağından soğutularak mısır özü yağına ve margarine alıştırılır.
Bu amaçla zeytinyağı ısınırsa kanser yapar gibi yalanlar uydurulmaktan da geri kalınmaz. Halbuki zeytinyağı halk ağzındaki deyişle dumanlaşma derecesi en yüksek sıvı yağlardan biridir. Akdeniz havzasına özgüdür.
İnsan bedeni alışkanlıklarının toplamıdır. Bulunduğu coğrafyanın toprağından çıkan ürünlerle daha bir tanışıktır, bilişiktir.
Bununla da kalınmaz, kötülemek için tıpkı bugün yapılan halkla ilişkiler endüstrisi çalışmaları gibi “Zeytinyağlı yiyemem aman, basmadan fistan giyemem aman…” adlı türkü sipariş edilir ve ülkenin en popüler türküsü yapılır.
Katı yağa ve margarine mahkûm edilen halk, 20-30 yılda bir kaşık yağa bile muhtaç hâle getirilir. Ve basma giyen kadınlar, plastik giysilerle tanıştırılır…
Plastik her yeri kaplar.
Böylece yasaklanan keten kenevir tarih olur!
Lütfen!
Zeytin yağlı yiyin, basmadan fistan giyin…
Bu konulara biraz eğilin…

Recep Celik
Kısaca kapıdan kovulan emperyalizim menderes döneneminde pencereden içeri alınmıştı. Ellilerden yetmişlere kadar O sevimsiz marşal yağ ve süt tozu bizim dönemimizin kabusu olmuştur. Şimdiki dönemde o dönemi aratır olmuş. O dönem sol hareketin gelişmesiyle ABD dabelerin inşası olmuştur. " Bizim çocuklar iktidara el komuşlardır " diyerek ajanslara bildirmişlerdir. Bugün ise tek adam rejimi #yasama #yürütme ve #yargıyı ele geçirerek hukuksuzluğu yaşatmaktadır. Bu saray rejimi tüm özgürlükleri talan etmiştir. Ama bu böyle devam etmeyecektir. Gün be gün hükümeti yönetenler kan kaybetmektedir. Sona doğru yaklaşmaktayız.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

UNUTULAN ZANAATLAR / ELEKÇİ

                       Haber: Ahmet Şimşek        Elekçi deyince yanlış anlaşılmasın, zaanatçıydı o abiler, ablalar, kolay meslek değildi. Her türlü zorluğa katmak lazımdı elek yapmak için. El becerisi olacak, malzeme olacak, zamanın çok olacak, EleĞi kalburu yaptın, müşteri bulacaksın. 1960 lı 70 li yıllarda para az, gelir az, nerde millette para, müşteriyi ikna edeceksin. Evin hanımının ihtiyacı olsa da  iktisat yapar, elek eskirse yama yapar, yamardı. O halde kullanırdı.       Bu mesleğin en zor yanı da müşteri ayağına gelmez sen köy köy gezer müşteri arardın. Köyleri gezerek, ailece köye yerleşirlerdi. Çadır kurulur, çoluk çocuk yerleşir, evin beyleri elek yapmaya başlarlardı. Yapılan bu eserleri, evin hanımları sırtına asar, ev ev , kapı kapı dolaşır bu tarihi eskiye dayanan el gerecini satarlardı. Hatta bazen parası olmayana veresiye bile verirlerdi. Bu elekleri, gözerlerdi. Bazen b...

ANKARA' DA 10 KASIMA TAŞOVA DAMGASI

         Haber : Ahmet ŞİMŞEK     10 Kasım Töreni yurdun her köşesinde yapıldı. 09.05 geçe çalan sirenlerin ve İstiklal marşının okunması ve günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapıldı.       Ankara' da Özel Bilişim Kolejinde öğretmenlik yapan İlçemiz Arpaderesi köyünden Hüseyin Şimşek öğretmen arkadaşları ve öğrencilerinde katılımı ile kalabalık bir ekiple Atatürk' ün ölüm yıldönümünde Duygusal müzikler eşliğinde, Zeybek gösterisi yaptı.   Bağımsızlığın timsali Türkler, Ülkemizin zor günlerini geride bırakarak Ülkesine Türk bayrağını dalgalandıran, yeniden ülkesini hem ekonomik, hem siyasal, hem tarım, hem de sanayi ve endüstriyel alanda ileri sevilere taşıyan Atatürk' ü sadece ölüm yıldönümünde yas ve üzüntü tarafını değil de, yiğitliğin ve mertliğin timsali yönünü öne çıkardı. Bu farklı boyuttaki gösteriye geniş bir katılım sağlandı. Dik duruşuın ve mertliğin, Türk milletini hiç bir gücün bertaraf edemeyeceği b...

TARİHİN DİLİNDEN Yerel Tarih (19. Asırda Taşova ve Çevresi)/ENVER SEYHAN

  Enver Seyhan Bazan dalar giderim. Uzunca gezer dolaşırım dünde. Özellikle aklımın erdiği 70’lerden başlayarak on senelik bir zamanda dolanır dururum. Bimafir şurada bimafir burada, dağda taşta tarlada, yaylada, şârde, ovada, bayırda, evde. Çağıl çağıl akan ırmaktan bacağımı dizime kadar sıvar geçerim. Oña buña gücerim… 1831 yılı Nüfus kayıtlarını okurken Dere Çiftlik -Dereköy köyünde Hebiçler boyuna rastladım. 2275 numaralı defterde yoklar. 2267 numaralı defterde kayda geçmişler. Demek ki göç halindeler. Yeni gelmişler bölgeye. On dokuzuncu asırda Zuday köyünde nüfus çok kalaba. Çevredeki bütün köylere göç veriyor. Ayrıca Sonusa kazası civarında 19’uncu asır başında yeni yeni kurulan köyler var: Oba, Mercimek, Çılkıdır, Mahallebükü gibi.