Ana içeriğe atla

Sevgili Recai! Değerli kardeşim! (Enver Seyhan)

 

Bugün sabah Taşova kazasının köylerinden İstanbul’un Kartal ilçesi, Cevizli semtinde ikâmet edenlerle çay içip sohbet ettiğimiz ocağa gelince, kardeşim Yücel’in “abicim bi dakka; Recai abi vefat etmiş de başsağlığı mesajı gönderiyorum” cümlesiyle irkildim.
Üç günlük fani bir dünya! Çok fena oldum! Seni konuştum on dakika. Seninle Üsküdar’da buluşmalarımızı ve neredeyse çarşının her yerini dolaşmalarımızı; arada bir durup durup kesik kesik kulağıma fısıldamalarını anımsadım. Üstüne bir de, “bunlar sende kalsın; kimseler duymasın” dediğin çok özel sırlarını. Fethi Paşa Korusu’nda, en yukarıda derin ormanın gölgesinde, çocukluğumuzdan başlayıp o zamana göre ellili yaşlara kadar geçen ömrümüzü konuşmamızı hatırladım.
Seninle geç tanıştım. Ben seni tanıyordum da sen beni tanımıyordun. Ayakkabıcı Hilmi’den çok ayakkabı aldı babam bana. Bunları konuşurken birden fotoğrafını açtın ve gösterdin. Beyaz, galiba kıvırcık saçları ve beyaz bıyıklı haliyle Dene Pazarı’ndaki anımsadığım eski dükkanın kapısında soruduyor ve fotoğraf için poz veriyor. Epeyce sülalenden bahsettin. Suşehri kazasından çıkışınızı ve çevrede, köyden köye dolanarak, dolanarak sonunda Arpaderesi köyüne gelmenizi ve yerleşmenizi anlattın. Tekrar anlattın. Bir daha döndün ve anlattın…
“Enver, yordum mu seni” dedin. Bir sülalenin hikayesi canlı, capcanlı gönül gözümün önünden akıp gidiyor; nasıl yorulabilirdim ki?
“Kamiller.” Boyunuzun adı olmalı Arpaderesi köyünde. Bir de babaannenden veya dedenin annesinden açtın konuyu. Onun sülalesinden anlattın. Fazla derine giremiyorum çünkü “sır olsun” aramızda, dedin. Belki de yazarların yaptığı gibi biraz hayal meyal şeyler de yazmak istiyorum ama geçemiyorum sınırı ve sırrı.
Taşova Lisesi’ni ve okul yıllarını anlattın; el’an gün gibi hatırladım. Sen anlatıyorsun, bazan duruyorsun ve devam ediyorsun. Zudaylı herkesçe tanınan, saygı duyulan bir öğretmenin kızıyla arkalı önlü oturduğun sınıfını ve tartışma ve münakaşa ortamını anımsadım. Değerli hanımefendiye sabır ecir dilemekten başka, başka gücüm yok. Nutkum tutuluyor. Hüzün boğazımı sıkıyor, bu noktada, bu satırları yazarken…

Çocukların, torunun ve emekliliğin. En son telefonda, “emekli oldum” dedin. Bir ara buluşalım yine diyerek telefonu kapattık. Kışın ortasında, telefonumda kaydı olmayan bir telefondan aranıyorum. Baktım baktım; sonra telefonu elime aldım ve “var bunda da bir hayır” dedim. Telefonumda kayıtlı olmayan telefonları açmam veya incelerim. Çok nadir olarak açarım. Telefonun ucunda, İstanbul’da Destek Derneği’ni kuran S. Ünsal var. “Oturduk Recai ile” diyor; “senden bahsediyoruz.” Hal hatırdan sonra, “görüşelim bir an evvel, oturalım beraber Üsküdar’da” diyor. Ben ise, seni işaret ediyorum, sana havale ediyorum. Sezgin diyor ki: “Ben biliyorsun, kış aylarında Söke’deyim, yazın köyde, Destek’te.” Bildiğimi söylüyorum. “Recai olur verdikten sonra, neden olmasın” diyerek ve selamla ve muhabbet temennilerimle telefonu kapatıyorum.

Olmadı be kardeşim; Recai. Buluşamadık ve uzun uzun, ordan burdan, tekrar Taşova’dan konuşamadık. Ben de anlamadım ki nasıl oldu? Benim bir tarafım, devamlı, her zaman oğlanın ameliyatından sonra, hep evde olduğu için, onu evde bırakıp dışarı çıkmak zor geldiği için, ondan ayrılmak içimi yaktığı için olmadı belki de. Bir neden çıktı yoluma; bir nakısa kesti yolumu. Ne bileyim?
PTT memurluğuna giriş hikayeni yeniden dinlemek isterdim. Lokanta maceranı. Siyasi nedenle çektiğin acıları. Üsküdar’da tevafuken tanıştığın ve derinden samimi, içten dost olduğun Taşovalı merhum öğretmeni. Ama artık hepsi hatıralarımda saklı kalacak; ahirette buluşunca uzun uzun konuşacak ve laflayacağız. Belki Ahmet Günaydın’la bizi tanıştırdığı lokantada oturacak ve yine, yeniden seninle tanışacağım. Kim bilir? Evet! Yüce Allah’tan başka kimse bilmez, bilemez.
Sevgili kardeşim,
Cenazende Arpaderesi’nde olamayacağım. Namazında saf tutamayacağım. Cemaatle beraber, “iyi bilirdim” diyemeyeceğim. “Hakkınızı helal edin” dediğinde hoca, orada bulunamayacağım. Salından tutup dua edemeyeceğim. Ahirettekilere “selam söyle” diyerek seni uğurlayamayacağım.
Fakat;
Ben bugünden, şimdiden hepsine cevabımı verdim. Seni yüce Allah’ın merhametine, rahmetine ve muhabbetine emanet ediyorum.
Sen hakkını helal et!
Benden yana gani gani helal olsun.
Sevgili dost!
Buluşuncaya kadar elveda!
Enver Seyhan
13 Haziran 2025
Cuma Kartal -İstanbul






Abdi Öz
Recai Usta beye ve tüm geçmişlerine Rabbımdan rahmet ailesine sevenlerine sabırlar diliyorum. Mekanları cennet olsun İnşaallah.
BeğenYanıtla20h
Ahmet Şimşek
Allah rahmet etsin, ruhu şad olsun abimizin. Her zaman şevkatli nefesi arkamızdaydı. Taşova lisesinde ikmale kaldığımızda, yazın geldiğimiz Taşova' da dükkanınızın önünde öğlen olunca bir kucak sıcak ekmek alıp, Ahmet Usta abi ile biz köylülerine öğrencilere bölüp bölüp verdiğini asla unutmuyoruz. 12 Eylül sağ sol kavgalarına mümkün olduğu kadar karışmayan ama ülkücü oluşun ve dik duruşun sayesinde bir şekilde çileler çektiğini biliyoruz.
Beğen · Yanıtla · 11s
BeğenYanıtla20h
Hasan Dönmez
Yüce Allah'tan kendisine rahmet, aile efradına ve tüm sevenlerine sabır ve metanet dilerim.Muvaḥḥid bir müslüman olduğuna şahitlik ederiz,iyi biliriz,hakkımızı varsa helel olsun.
BeğenYanıtla20h
Turan Akdeniz
Allah Rahmet Eylesin Mekanı Cennet Olsunnn
BeğenYanıtla20h
Hüseyin Şahin
Ömrünuze bereket Enver bey çok güzel anlatmışsınız .
Recai gardaşıma Allah'tan rahmet ailesine sevenlerine başsağlığı ve sabır diliyorum
BeğenYanıtla20h
Adnan Taş
Allah rahmet eylesin ailesi yakınları ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.
BeğenYanıtla20h
Haldun Taşova
Allah rahmet etsin,ruhu şad olsun kardeşimizin..
BeğenYanıtla20h
Muhsin Yıldız
Mekanı cennet olsun
BeğenYanıtla20h
Süleyman Akgün
Cenabı Allah mekanını cennet eylesin kardeşim. Peygamber efendimizin sancağı altında toplanmayı nasip etsin inşallah.
BeğenYanıtla20h
İlhami Ünlü
Mekanın cennet olsun inşallah Nur içinde yat güzel kardeşim 😢
BeğenYanıtla20h

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

UNUTULAN ZANAATLAR / ELEKÇİ

                       Haber: Ahmet Şimşek        Elekçi deyince yanlış anlaşılmasın, zaanatçıydı o abiler, ablalar, kolay meslek değildi. Her türlü zorluğa katmak lazımdı elek yapmak için. El becerisi olacak, malzeme olacak, zamanın çok olacak, EleĞi kalburu yaptın, müşteri bulacaksın. 1960 lı 70 li yıllarda para az, gelir az, nerde millette para, müşteriyi ikna edeceksin. Evin hanımının ihtiyacı olsa da  iktisat yapar, elek eskirse yama yapar, yamardı. O halde kullanırdı.       Bu mesleğin en zor yanı da müşteri ayağına gelmez sen köy köy gezer müşteri arardın. Köyleri gezerek, ailece köye yerleşirlerdi. Çadır kurulur, çoluk çocuk yerleşir, evin beyleri elek yapmaya başlarlardı. Yapılan bu eserleri, evin hanımları sırtına asar, ev ev , kapı kapı dolaşır bu tarihi eskiye dayanan el gerecini satarlardı. Hatta bazen parası olmayana veresiye bile verirlerdi. Bu elekleri, gözerlerdi. Bazen b...

ANKARA' DA 10 KASIMA TAŞOVA DAMGASI

         Haber : Ahmet ŞİMŞEK     10 Kasım Töreni yurdun her köşesinde yapıldı. 09.05 geçe çalan sirenlerin ve İstiklal marşının okunması ve günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapıldı.       Ankara' da Özel Bilişim Kolejinde öğretmenlik yapan İlçemiz Arpaderesi köyünden Hüseyin Şimşek öğretmen arkadaşları ve öğrencilerinde katılımı ile kalabalık bir ekiple Atatürk' ün ölüm yıldönümünde Duygusal müzikler eşliğinde, Zeybek gösterisi yaptı.   Bağımsızlığın timsali Türkler, Ülkemizin zor günlerini geride bırakarak Ülkesine Türk bayrağını dalgalandıran, yeniden ülkesini hem ekonomik, hem siyasal, hem tarım, hem de sanayi ve endüstriyel alanda ileri sevilere taşıyan Atatürk' ü sadece ölüm yıldönümünde yas ve üzüntü tarafını değil de, yiğitliğin ve mertliğin timsali yönünü öne çıkardı. Bu farklı boyuttaki gösteriye geniş bir katılım sağlandı. Dik duruşuın ve mertliğin, Türk milletini hiç bir gücün bertaraf edemeyeceği b...

TARİHİN DİLİNDEN Yerel Tarih (19. Asırda Taşova ve Çevresi)/ENVER SEYHAN

  Enver Seyhan Bazan dalar giderim. Uzunca gezer dolaşırım dünde. Özellikle aklımın erdiği 70’lerden başlayarak on senelik bir zamanda dolanır dururum. Bimafir şurada bimafir burada, dağda taşta tarlada, yaylada, şârde, ovada, bayırda, evde. Çağıl çağıl akan ırmaktan bacağımı dizime kadar sıvar geçerim. Oña buña gücerim… 1831 yılı Nüfus kayıtlarını okurken Dere Çiftlik -Dereköy köyünde Hebiçler boyuna rastladım. 2275 numaralı defterde yoklar. 2267 numaralı defterde kayda geçmişler. Demek ki göç halindeler. Yeni gelmişler bölgeye. On dokuzuncu asırda Zuday köyünde nüfus çok kalaba. Çevredeki bütün köylere göç veriyor. Ayrıca Sonusa kazası civarında 19’uncu asır başında yeni yeni kurulan köyler var: Oba, Mercimek, Çılkıdır, Mahallebükü gibi.