Ana içeriğe atla

RECEP AĞA İLE SOHBET / (Enver Seyhan)

 

Mart ayında anamı köye götürdüm. Bir iki gün sonra üşüdüm galiba ki hasta oldum. Taşova’ya hastaneye gittik gecenin on ikisinde. Eczane aradık nöbetçi eczane. Ben onu biliyorum tanıyorum görür unutur; dönüp dolaşıp bulunca “burayı biliyorum demin önünden geçtik” der. Bildiğim için dikkat etsem de önünden geçmişiz geçmesine de ama nöbetçi eczaneyi göremedim. Eski Merkez Eczanesi’nin karşı sırasında bir dükkan sanıyorum; bulduk nihayet. Neyse ilaçları aldık çıktık. Arabayı sürdü köye geldik.
Ertesi gün akşam vakti yanına gittim. Benim gibi makadının üstüne oturamıyor da belli ki bu sebeple yanının üstüne oturuyor buldum. Ezan okununca kalktı akşam namazını kılıverdi. Yine aynı şekilde yanının üstüne uzandı.
Bu esnada laf oradan oraya döndü dolaştı ve dedesine geldi.
Dedem; “rahmetlik ağam 1948 yılında 55 yaşında öldü” derdi dedim. Düşündü sustu sonra da “çok da gençmiş daha” dedi. Bu türden konularda konuştuk ve başka mevzulara girdik. Misafirler geldi. Fahriye’nin vefatı münasebetiyle taziyede bulundular. Onlar da sohbete katıldılar.
Ekmek geldi. Yani köy fırınında pişirilmiş pağaç benzeri pide benzeri bir ekmek. Çay da var. Pağacın ya da pidenin yağlısı soğanlısı kıymalısı pişiriliyor köy fırınlarında; bunu köy çocuğu olduğum için biliyorum.
Benim huyumdur bulursam yerim bulamazsam arzu etmem. Önümdeki bir iki veya beş dilim neyse bitince baktım öte taraftan alıyor benim önüme koyuyor. “Yedim diyorum” ben de içimden; “nereden geldi bu parça?” Düşündüm yersem eğer yine koyacak. Sonra yarım parçayı tuttum ki bir daha vermesin.
Gece uzayınca vedalaşıp ayrıldık. İkinci görmem yazındı ve hastaydı. Yataktaydı. Onu öyle görmek bana öyle dokundu ki oğlum yatarken cerrahi servisinde çektiğim acının aynısını yaşadım. İçim kan pağaç oldu. Mürvet ememi görünce de Göztepe Devlet Hastanesi’nde içimden ateş gibi yüreğimi yakan bir su akmıştı. O da ememin kızıydı ama Mehmet Ali’nin ameliyatı boyunca öyle yakındı öyle yanımdaydı ki rahmetlik Emriye emem gibi “gardaş” deyince bir “gardaş” daha çıkıyordu ağzından. Allah hepsine rahmet eylesin.
“Az yaşa çok yaşa ölüm gelecek başa” der anam sohbetlerimizde.
O gün “ben sağıma mı” dedi “soluma mı uzun zamandır yatamıyorum” dedi. Değişik sağlık sorunları üstüne üç beş kelime ettik. “Parol iç rahatla” dedim. Sordum “iyi geldi” dedi.
İstanbul’dan aradım. “Erbaa’da hastanede yatıyorum” demesin mi? Sürmüş arabasını tek başına gitmiş. Bir hafta yattı galiba. İnsanoğlu umut taşır. Umut olmasa yaşamın anlamı biter. Umutluydu.
Mali’nin ameliyatında tereddütsüz aradı beni. Akrabalarım içinde aramayan sormayan var; hiç oralı olmayan var… Boşverdim! Aramızdaki 10 kusur yaşa rağmen okulda dersime girmesine rağmen hiç resmi olmadık. Hır gür de oldu aramızda elbette. İnsanoğlu iyi de, aynı zamanda kötü de. Son konuşmamızda telefonda bir şey dedi; dedim ki: “Ben 50 yaşımda hadi 55 yaşımda nasuh bir tövbe ile tövbe ettim. Benden geçti. Kim nederse desin ağzım bıçak açmaz.”
Şimdi otobüsteyim. Yazıhaneden beni almadıkları için kavga ettim. Eğer rahmetlik için yola çıkmasaydım kavga karakolda biterdi! “Uysal koyunum” da ama haksızlık karşısında üç kere mühlet veririm. Bugün o mühleti veremedim. Yüreğimin derdi dilime vurdu galiba! Yanlış yapmam yanlışı sevmem. Aha işte: Otobüsü süren şu anda frenden ayağını çekemiyor korkuyor oysa otobüs yağ gibi kayması lazım. Doksanla giden otobüste ayak frende olmaz. Onu gaz ile ayarlarsın.
Neyse! Kime ne diyeyim?
Dedem derdi ki babam öldükten sonra babamdan söz açılınca: Mukadderat!
Bugün Pendik’te bir arkadaşımın ağasının cenaze namazına katıldım. İmam da aynı kelimelerle konuştu. Elimizden gelen bir şey yok!
Takdir böyle!

Ahmet Şimşek
Allah rahmet eylesin, Sağlığında Oba Köyünde kısa film çekerken görmüştüm, kendi imkanları ile o yörede geçen Saliç Filmini çekiyorlardı, Bende Topal Ahmet' in Gülüşan Halamın) kızı Zülfiye halamı ve Kızı Emine Tercan ablamı Arpaderesine götürmek için gelmiştim, onları araca aldım geçerken bir kalabalık gördüm, dediler recep Seyhan abi film çekiyor. Allah Allah bizim köylerde de film çekiliyormuymuş dedim. Sehan Abiyle o zaman geçte olsa tanıştım.
BeğenYanıtla1d
Ziyaettin Önder
Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun inşallah.
BeğenYanıtla2y


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

UNUTULAN ZANAATLAR / ELEKÇİ

                       Haber: Ahmet Şimşek        Elekçi deyince yanlış anlaşılmasın, zaanatçıydı o abiler, ablalar, kolay meslek değildi. Her türlü zorluğa katmak lazımdı elek yapmak için. El becerisi olacak, malzeme olacak, zamanın çok olacak, EleĞi kalburu yaptın, müşteri bulacaksın. 1960 lı 70 li yıllarda para az, gelir az, nerde millette para, müşteriyi ikna edeceksin. Evin hanımının ihtiyacı olsa da  iktisat yapar, elek eskirse yama yapar, yamardı. O halde kullanırdı.       Bu mesleğin en zor yanı da müşteri ayağına gelmez sen köy köy gezer müşteri arardın. Köyleri gezerek, ailece köye yerleşirlerdi. Çadır kurulur, çoluk çocuk yerleşir, evin beyleri elek yapmaya başlarlardı. Yapılan bu eserleri, evin hanımları sırtına asar, ev ev , kapı kapı dolaşır bu tarihi eskiye dayanan el gerecini satarlardı. Hatta bazen parası olmayana veresiye bile verirlerdi. Bu elekleri, gözerlerdi. Bazen b...

ANKARA' DA 10 KASIMA TAŞOVA DAMGASI

         Haber : Ahmet ŞİMŞEK     10 Kasım Töreni yurdun her köşesinde yapıldı. 09.05 geçe çalan sirenlerin ve İstiklal marşının okunması ve günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapıldı.       Ankara' da Özel Bilişim Kolejinde öğretmenlik yapan İlçemiz Arpaderesi köyünden Hüseyin Şimşek öğretmen arkadaşları ve öğrencilerinde katılımı ile kalabalık bir ekiple Atatürk' ün ölüm yıldönümünde Duygusal müzikler eşliğinde, Zeybek gösterisi yaptı.   Bağımsızlığın timsali Türkler, Ülkemizin zor günlerini geride bırakarak Ülkesine Türk bayrağını dalgalandıran, yeniden ülkesini hem ekonomik, hem siyasal, hem tarım, hem de sanayi ve endüstriyel alanda ileri sevilere taşıyan Atatürk' ü sadece ölüm yıldönümünde yas ve üzüntü tarafını değil de, yiğitliğin ve mertliğin timsali yönünü öne çıkardı. Bu farklı boyuttaki gösteriye geniş bir katılım sağlandı. Dik duruşuın ve mertliğin, Türk milletini hiç bir gücün bertaraf edemeyeceği b...

TARİHİN DİLİNDEN Yerel Tarih (19. Asırda Taşova ve Çevresi)/ENVER SEYHAN

  Enver Seyhan Bazan dalar giderim. Uzunca gezer dolaşırım dünde. Özellikle aklımın erdiği 70’lerden başlayarak on senelik bir zamanda dolanır dururum. Bimafir şurada bimafir burada, dağda taşta tarlada, yaylada, şârde, ovada, bayırda, evde. Çağıl çağıl akan ırmaktan bacağımı dizime kadar sıvar geçerim. Oña buña gücerim… 1831 yılı Nüfus kayıtlarını okurken Dere Çiftlik -Dereköy köyünde Hebiçler boyuna rastladım. 2275 numaralı defterde yoklar. 2267 numaralı defterde kayda geçmişler. Demek ki göç halindeler. Yeni gelmişler bölgeye. On dokuzuncu asırda Zuday köyünde nüfus çok kalaba. Çevredeki bütün köylere göç veriyor. Ayrıca Sonusa kazası civarında 19’uncu asır başında yeni yeni kurulan köyler var: Oba, Mercimek, Çılkıdır, Mahallebükü gibi.