Ana içeriğe atla

“Geydoğan Tekkesindeki Taş, Tarih ve Türbenin Hâli”/ İSMAİL ERDAL

 

Geydoğan köyünde öğretmenlik yaptığım yıllarda ara sıra tekkeyi ziyaret eder, önünde duran taşı dikkatle okurdum. O taşta yazılı satırlar bir yanıyla hüzün, bir yanıyla da şaşkınlık verirdi bana. Çünkü şehit Ramazan ve Doğanbey’den arkadaşı için dikilmiş bu taşta tarihler şöyle yazıyordu:
“Rumi 126, Miladi 711.”
Oysa tarih bilen herkes için bu rakamların doğru olmadığı açıktır. Rumi takvim 13. yüzyılda yoktu; Miladi 711 yılı ise İslamiyet’in Anadolu’ya yeni yeni temas ettiği, böyle bir şehitliğin bulunmasının imkânsız olduğu bir dönemdir.
Ben o yıllarda defalarca Tarih ve Kültür Müdürlüğü’ne giderek bu yanlışlığın düzeltilmesini istedim. Çünkü şehitlerin hatırasına yanlış tarih yakışmazdı. Bugün yazar Enver Seyhan’ın paylaşımı ile bu mesele yeniden aklıma geldi. Doğru olan, bu taşta Hicri 1126 tarihinin yazılmasıdır. Bu da Miladi 1714 yılına denk gelir. Yani Geydoğan Tekkesinde yatan şehit Ramazan ve Doğanbey’den arkadaşı, 18. yüzyıl başlarında başlarını bu topraklarda vermişlerdir.
Bugün duyduğuma göre, türbenin yanına yeni bir türbe yapılmış. Bu elbette sevindirici bir gelişme, emeği geçenlere teşekkür etmek gerekir. Ancak çevre düzenlemesi de yapılmadan, eski türbe onarılmadan bu mekânın tam anlamıyla ihya edildiğini söylemek mümkün değildir.
Şehitlerimizin aziz hatırasına yakışan, yalnızca yeni türbe yapmak değil; aynı zamanda eski türbenin de bakımını yapmak, çevresini düzenlemek ve bu mekânı gelecek nesillere onurlu bir şekilde bırakmaktır.
Bu topraklarda canlarını verenlerin ruhuna saygının en büyük göstergesi, hem tarihî yanlışlıkları düzeltmek, hem de mekânlarını bakımlı hâle getirmektir.
İsmail Erdal – Emekli Eğitimci



Murat Yüksel
Eski türbe kerpiçten yapılı bir türbe imiş yıllar önce o yapı yıkılıp yerine betonarme yapılmıştır. Türbenin çevre düzenlemesinde de herhangi bir sıkıntı yoktur. Tarihler konusunda doğru olabilirsiniz.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

UNUTULAN ZANAATLAR / ELEKÇİ

                       Haber: Ahmet Şimşek        Elekçi deyince yanlış anlaşılmasın, zaanatçıydı o abiler, ablalar, kolay meslek değildi. Her türlü zorluğa katmak lazımdı elek yapmak için. El becerisi olacak, malzeme olacak, zamanın çok olacak, EleĞi kalburu yaptın, müşteri bulacaksın. 1960 lı 70 li yıllarda para az, gelir az, nerde millette para, müşteriyi ikna edeceksin. Evin hanımının ihtiyacı olsa da  iktisat yapar, elek eskirse yama yapar, yamardı. O halde kullanırdı.       Bu mesleğin en zor yanı da müşteri ayağına gelmez sen köy köy gezer müşteri arardın. Köyleri gezerek, ailece köye yerleşirlerdi. Çadır kurulur, çoluk çocuk yerleşir, evin beyleri elek yapmaya başlarlardı. Yapılan bu eserleri, evin hanımları sırtına asar, ev ev , kapı kapı dolaşır bu tarihi eskiye dayanan el gerecini satarlardı. Hatta bazen parası olmayana veresiye bile verirlerdi. Bu elekleri, gözerlerdi. Bazen b...

ANKARA' DA 10 KASIMA TAŞOVA DAMGASI

         Haber : Ahmet ŞİMŞEK     10 Kasım Töreni yurdun her köşesinde yapıldı. 09.05 geçe çalan sirenlerin ve İstiklal marşının okunması ve günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapıldı.       Ankara' da Özel Bilişim Kolejinde öğretmenlik yapan İlçemiz Arpaderesi köyünden Hüseyin Şimşek öğretmen arkadaşları ve öğrencilerinde katılımı ile kalabalık bir ekiple Atatürk' ün ölüm yıldönümünde Duygusal müzikler eşliğinde, Zeybek gösterisi yaptı.   Bağımsızlığın timsali Türkler, Ülkemizin zor günlerini geride bırakarak Ülkesine Türk bayrağını dalgalandıran, yeniden ülkesini hem ekonomik, hem siyasal, hem tarım, hem de sanayi ve endüstriyel alanda ileri sevilere taşıyan Atatürk' ü sadece ölüm yıldönümünde yas ve üzüntü tarafını değil de, yiğitliğin ve mertliğin timsali yönünü öne çıkardı. Bu farklı boyuttaki gösteriye geniş bir katılım sağlandı. Dik duruşuın ve mertliğin, Türk milletini hiç bir gücün bertaraf edemeyeceği b...

TARİHİN DİLİNDEN Yerel Tarih (19. Asırda Taşova ve Çevresi)/ENVER SEYHAN

  Enver Seyhan Bazan dalar giderim. Uzunca gezer dolaşırım dünde. Özellikle aklımın erdiği 70’lerden başlayarak on senelik bir zamanda dolanır dururum. Bimafir şurada bimafir burada, dağda taşta tarlada, yaylada, şârde, ovada, bayırda, evde. Çağıl çağıl akan ırmaktan bacağımı dizime kadar sıvar geçerim. Oña buña gücerim… 1831 yılı Nüfus kayıtlarını okurken Dere Çiftlik -Dereköy köyünde Hebiçler boyuna rastladım. 2275 numaralı defterde yoklar. 2267 numaralı defterde kayda geçmişler. Demek ki göç halindeler. Yeni gelmişler bölgeye. On dokuzuncu asırda Zuday köyünde nüfus çok kalaba. Çevredeki bütün köylere göç veriyor. Ayrıca Sonusa kazası civarında 19’uncu asır başında yeni yeni kurulan köyler var: Oba, Mercimek, Çılkıdır, Mahallebükü gibi.