Ana içeriğe atla

BİLEY TAŞI / ENVER SEYHAN

 


İnsanoğlu yaşadığı zaman içinde işini kolaylaştıracak birçok şeyi kendisi yapardı.

Bundan yarım asır ve daha öncesi sınırlı alet ve eşya kullanırdık. Birçoğunun ustası yoktu ve bunları kendimiz tamir ederdik.
Evde bulunması gerekli eşyalar hemen hemen her hane için aynıydı. Kazma, kürek, balta, mutfak araçları, tarım aletleri, bazı evlerde çekiç, tornavida gibi usta malzemeleri vs.
Bıçak her evde olması gereken bir eşya idi. Özellikle ev hanımlarının vazgeçilmez mutfak eşyalarındandı. Zamanla kesme özelliği azalır “bileyi” yapılması gerekirdi.
Her ne kadar her evde bileyi için başka bir alet daha olsa da onları “Bileyi taşı” ile keskin hale getirmek yaygın bir anlayıştı. Hatta bunun için bıçak ve benzeri eşyaları bileyi yapmak için vazifeli kişiler de bulunurdu.
Belki her evde bulunmazdı ama bazı kişilerin komşularının da bıçaklarını bileği yapmak için ev dışında bulunan bir bileği taşı bulunurdu. Özellikle çatal bir ağaca yerleştirilen küçük bir otomobil tekeri kadar bir taş bunun için kullanılırdı.
Bileyi önceleri iki kişi ile yapılırdı. Biri taşı çevirir diğeri bileği olacak eşyayı taşa yatay olarak yerleştirir kendine has hareketlerle bileyileme işi devam ederdi.
Daha sonra bileyi taşı el ile değil de elektrik yardımıyla dönmeye başlayınca iki kişinin yaptığı işi bir kişi yapar oldu. Taş aynıydı ama çevrilme işi farklıydı. Taş ile beliği yapılan bıçaklar uzun süre dayanırdı. Çünkü daha sonra bileği taşı kalkıp metal bir çark ile bileği yapılmaya başlandı. Bu daha kısa sürede daha keskin bileği yapıyordu. Ancak bıçak ömrü azalıyordu.
Teknoloji ilerledikçe bazı alışkanlıklarımız değişiyordu. Bazı şeylerden vazgeçiyorduk. Vazgeçtiğimiz çok şeyi yıllar sonra hatırlayınca burnumuzda bir sızlama hissettiğimiz de oluyor.
Günümüzde bazı bıçaklar hala bileyi ile keskin hale getirilse de bazıları “Kullan at” modeline göre “Modası geçti” diye atıldığı da oluyor.
Zaman işte. İnsanı değiştiriyor.
Neyse bakalım daha nelerimiz değişecek? Veya geriye neler kalacak. Hep birlikte göreceğiz.
Bileyi taşı ardımızda bıraktıklarımızdan sadece biri.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

UNUTULAN ZANAATLAR / ELEKÇİ

                       Haber: Ahmet Şimşek        Elekçi deyince yanlış anlaşılmasın, zaanatçıydı o abiler, ablalar, kolay meslek değildi. Her türlü zorluğa katmak lazımdı elek yapmak için. El becerisi olacak, malzeme olacak, zamanın çok olacak, EleĞi kalburu yaptın, müşteri bulacaksın. 1960 lı 70 li yıllarda para az, gelir az, nerde millette para, müşteriyi ikna edeceksin. Evin hanımının ihtiyacı olsa da  iktisat yapar, elek eskirse yama yapar, yamardı. O halde kullanırdı.       Bu mesleğin en zor yanı da müşteri ayağına gelmez sen köy köy gezer müşteri arardın. Köyleri gezerek, ailece köye yerleşirlerdi. Çadır kurulur, çoluk çocuk yerleşir, evin beyleri elek yapmaya başlarlardı. Yapılan bu eserleri, evin hanımları sırtına asar, ev ev , kapı kapı dolaşır bu tarihi eskiye dayanan el gerecini satarlardı. Hatta bazen parası olmayana veresiye bile verirlerdi. Bu elekleri, gözerlerdi. Bazen b...

ANKARA' DA 10 KASIMA TAŞOVA DAMGASI

         Haber : Ahmet ŞİMŞEK     10 Kasım Töreni yurdun her köşesinde yapıldı. 09.05 geçe çalan sirenlerin ve İstiklal marşının okunması ve günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapıldı.       Ankara' da Özel Bilişim Kolejinde öğretmenlik yapan İlçemiz Arpaderesi köyünden Hüseyin Şimşek öğretmen arkadaşları ve öğrencilerinde katılımı ile kalabalık bir ekiple Atatürk' ün ölüm yıldönümünde Duygusal müzikler eşliğinde, Zeybek gösterisi yaptı.   Bağımsızlığın timsali Türkler, Ülkemizin zor günlerini geride bırakarak Ülkesine Türk bayrağını dalgalandıran, yeniden ülkesini hem ekonomik, hem siyasal, hem tarım, hem de sanayi ve endüstriyel alanda ileri sevilere taşıyan Atatürk' ü sadece ölüm yıldönümünde yas ve üzüntü tarafını değil de, yiğitliğin ve mertliğin timsali yönünü öne çıkardı. Bu farklı boyuttaki gösteriye geniş bir katılım sağlandı. Dik duruşuın ve mertliğin, Türk milletini hiç bir gücün bertaraf edemeyeceği b...

TARİHİN DİLİNDEN Yerel Tarih (19. Asırda Taşova ve Çevresi)/ENVER SEYHAN

  Enver Seyhan Bazan dalar giderim. Uzunca gezer dolaşırım dünde. Özellikle aklımın erdiği 70’lerden başlayarak on senelik bir zamanda dolanır dururum. Bimafir şurada bimafir burada, dağda taşta tarlada, yaylada, şârde, ovada, bayırda, evde. Çağıl çağıl akan ırmaktan bacağımı dizime kadar sıvar geçerim. Oña buña gücerim… 1831 yılı Nüfus kayıtlarını okurken Dere Çiftlik -Dereköy köyünde Hebiçler boyuna rastladım. 2275 numaralı defterde yoklar. 2267 numaralı defterde kayda geçmişler. Demek ki göç halindeler. Yeni gelmişler bölgeye. On dokuzuncu asırda Zuday köyünde nüfus çok kalaba. Çevredeki bütün köylere göç veriyor. Ayrıca Sonusa kazası civarında 19’uncu asır başında yeni yeni kurulan köyler var: Oba, Mercimek, Çılkıdır, Mahallebükü gibi.