Ana içeriğe atla

YORUM, BİLGİ, NOTLAR.. / Enver Seyhan

 

AKÇA KÖYÜ
Fidi köyünün ilk defa kaydedilen 1831 tarihli Nüfus Defteri’ni okudum ve kısımlar halinde yazıp yayınladım. Yerleşim yerlerinin nüfus kayıtlarını okurken elbette bazı okuma hataları oluyor. Bu durumu, önceden de ifade ettiğim gibi normal karşılıyorum. Yerel veya yöresel ünvanları, isimleri ve lakapları okumanın güzelliğinin yanında olumsuz yanlarının olması da olasıdır. Bazı yazılarımda köylerdeki yerleşimler ve soyadları konusunda öngörüde bulunduğum oldu. Soyadı Kanunu yürürlüğe girdikten sonra, soyadı alırken, sülale isimlerine müracaat edilebileceğini tahmin ediyordum. Araştırmalarımda gördükçe, öngörümde yanılmadığıma şahit oldum.
İlgisini ve merakını bu konulara adayan değerli insan ve öğretmen H. Ulupınar, gönderdiği mesajda, her şeye rağmen benim için, tahmin ve bir taraftan da müphem olan hususa açıklık getirdi.
Mesajında diyor ki:
“Hayırlı akşamlar Enver abi. Akça’nın devamını okurken arzu ederseniz saha teyiti için yazabilir yahut arayabilirsiniz. Bende 1941 defteri de mevcut. Orada soyadlarla birlikte her hane reisi yanında soyadı öncesi kullanılan aile şöhretleri de bulunuyor. Yüzyıllık zamana rağmen aile ünvanları yüzde doksan aynı.”
Devam ediyor:
“Soyadı kanunu çıkınca insanları nüfus idaresine davet etmişler. Gidebilenler kendine yeni soyadlar seçmişler. Gidemeyenlerin gıyabında aile şöhretinde yazan kısmı “oğulları” ibaresini çıkarıp soyad olarak vermişler. Dönemin yasaklı gördüğü bazı şöhretler de soyadı olarak verilmemiş.”
Daha önce “oğlu” ekiyle bağlantılı soyadı verilmediğine dair bir hatıramı anlatmıştım. Burada “tahmin ve müphem durum” olarak ifade ettiğim mesele çözüme kavuşmuş oldu. Yani 1941 yılı Nüfus Defteri’nde, önceki devirlerde hanenin veya sülalenin kullandığı lakap, nam, ünvan veya isimlere, hane reisi adının yanında yer vermişler. Aile namını not etmişler ki soyadı verirken bu durum göz ardı edilmesin. Geçmişle bağ kopmasın.
Örnek veriyor:
“Peyniroğlu olarak okuduğunuz ailelerin soyadı köyde Peynir ve Peynirci.”
Ayrıca:
“İlk sırada okuduğunuz sabık Müftü Ömer Efendi bizim büyük dedelerimizden birisidir.”
Teşekkür ediyorum.
Bu konularda yaşadığım ve şahit olduğum örnekler elbette var. Fakat konu uzamasın istiyorum. Öz ve kısa olması daha güzel.
Kısaca:
1857 yılında başlayan çalışan kadınların hak arama mücadelesi neredeyse Yüz Sene boyunca devam etti. New York’ta, fabrikada yangında onlarca kadın yandı ve can verdi. “Eşit iş ve eşit ücret, çalışma saatlerinin azaltılması, koşulların iyileştirilmesi, doğum izni” gibi taleplerle başlayan grevler, itirazlar, protestolar ve direnişler sonunda kadın hakları ve kadın kimliği dünyanın gündemine oturdu. Hakikat şudur ki “Kadınlar Günü” kadın işçi hareketinden doğdu.
“Kadınlar Günü Kutlu Olsun!”
Umarım, bizim kültürümüzde “alın teri” olarak ifade edilen “emek” istismar edilmez.
Bugün de kadınlar çalışma hayatının içinde. Sadece okumuş kadınlar değil. Önemlisi ve değerlisi de alt kademelerde çalışan ve “alın teri” döken kadınların emeğine saygı duymak, ehemmiyet vermek gerekir. Ki Türk toplumunda kadın, ailede her yerde, her işte, her alanda emeğiyle ve kâbiliyetiyle vardı, vardır ve var olacaktır da.
Eskiden, normal şartlarda, evde, tarlada, mutfakta, pazarda, iyi günde kötü günde aile içinde, kadının olmadığı yer yoktu. Bugünkü dünyada da, büroda, fabrikada, bankada, okulda, mağazada kadın var. Gelir seviyesi yüksek aileler için belki farklıdır, değişkendir ama normal ailelerde kadının yükü hâlâ çok ağır.
Enver Seyhan
8 Mart 2025


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

UNUTULAN ZANAATLAR / ELEKÇİ

                       Haber: Ahmet Şimşek        Elekçi deyince yanlış anlaşılmasın, zaanatçıydı o abiler, ablalar, kolay meslek değildi. Her türlü zorluğa katmak lazımdı elek yapmak için. El becerisi olacak, malzeme olacak, zamanın çok olacak, EleĞi kalburu yaptın, müşteri bulacaksın. 1960 lı 70 li yıllarda para az, gelir az, nerde millette para, müşteriyi ikna edeceksin. Evin hanımının ihtiyacı olsa da  iktisat yapar, elek eskirse yama yapar, yamardı. O halde kullanırdı.       Bu mesleğin en zor yanı da müşteri ayağına gelmez sen köy köy gezer müşteri arardın. Köyleri gezerek, ailece köye yerleşirlerdi. Çadır kurulur, çoluk çocuk yerleşir, evin beyleri elek yapmaya başlarlardı. Yapılan bu eserleri, evin hanımları sırtına asar, ev ev , kapı kapı dolaşır bu tarihi eskiye dayanan el gerecini satarlardı. Hatta bazen parası olmayana veresiye bile verirlerdi. Bu elekleri, gözerlerdi. Bazen b...

ANKARA' DA 10 KASIMA TAŞOVA DAMGASI

         Haber : Ahmet ŞİMŞEK     10 Kasım Töreni yurdun her köşesinde yapıldı. 09.05 geçe çalan sirenlerin ve İstiklal marşının okunması ve günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapıldı.       Ankara' da Özel Bilişim Kolejinde öğretmenlik yapan İlçemiz Arpaderesi köyünden Hüseyin Şimşek öğretmen arkadaşları ve öğrencilerinde katılımı ile kalabalık bir ekiple Atatürk' ün ölüm yıldönümünde Duygusal müzikler eşliğinde, Zeybek gösterisi yaptı.   Bağımsızlığın timsali Türkler, Ülkemizin zor günlerini geride bırakarak Ülkesine Türk bayrağını dalgalandıran, yeniden ülkesini hem ekonomik, hem siyasal, hem tarım, hem de sanayi ve endüstriyel alanda ileri sevilere taşıyan Atatürk' ü sadece ölüm yıldönümünde yas ve üzüntü tarafını değil de, yiğitliğin ve mertliğin timsali yönünü öne çıkardı. Bu farklı boyuttaki gösteriye geniş bir katılım sağlandı. Dik duruşuın ve mertliğin, Türk milletini hiç bir gücün bertaraf edemeyeceği b...

TARİHİN DİLİNDEN Yerel Tarih (19. Asırda Taşova ve Çevresi)/ENVER SEYHAN

  Enver Seyhan Bazan dalar giderim. Uzunca gezer dolaşırım dünde. Özellikle aklımın erdiği 70’lerden başlayarak on senelik bir zamanda dolanır dururum. Bimafir şurada bimafir burada, dağda taşta tarlada, yaylada, şârde, ovada, bayırda, evde. Çağıl çağıl akan ırmaktan bacağımı dizime kadar sıvar geçerim. Oña buña gücerim… 1831 yılı Nüfus kayıtlarını okurken Dere Çiftlik -Dereköy köyünde Hebiçler boyuna rastladım. 2275 numaralı defterde yoklar. 2267 numaralı defterde kayda geçmişler. Demek ki göç halindeler. Yeni gelmişler bölgeye. On dokuzuncu asırda Zuday köyünde nüfus çok kalaba. Çevredeki bütün köylere göç veriyor. Ayrıca Sonusa kazası civarında 19’uncu asır başında yeni yeni kurulan köyler var: Oba, Mercimek, Çılkıdır, Mahallebükü gibi.