Ana içeriğe atla

Hüvelen Kale ile Boğazkesen kalesi, Erbaa Phanaroia/ENVER SEYHAN

 

Enver Seyhan 

Erbaa Phanaroia
Annesi
Zito
Pandoksen
Cabussiye
Hayruriyye (Boğazkesen)
Bölgenin coğrafi yapısında batı istikametine doğru eski dönemlerde insan gücüyle kısa sürede hal edilemeyecek dar geçitlerin ve boğazların oluşu Yeşilırmak’ın o zamana göre taşıdığı suyun gücü büyük sorun teşkil etmiş olmalı ki “Ulu Yol” Erbaa Ovası’ndan sonra iki ayrı kola ayrılıyor ve öyle devam ediyordu. Yollardan biri Eksel ve Bidevi tarafından Darma Ovası’na varıyordu. Bu ovanın adı Strabon’un dilinde Pandöksen olarak ifade ediliyordu.
Diğer yol ise Kale Boğazı ve Sonusa tarafından batıya doğru istikamet belirliyordu. Batı istikametinde devam eden “Ulu Yol” bugünkü Zuday, Arpaderesi, Sepetli, Halamaz ve Destek köylerinin bulunduğu vadiyi takip ederek Dere Boğazı’ndan Ladik’e ulaşıyordu. İki bin sene önce bu köylerden antik adı Zito olan Zuday yerleşim yeriydi. Antik dönem bilindiği gibi MÖ 3500 yıllarından başladı ve Kavimler Göçü’ne kadar sürdü. (MS 375 diyen de var, 476 diyen de var.)
Bölgenin Batı hududu bugünkü Kuzgeçe veya Durucasu Boğazı olup güney istikametinde Baraklı ve Tasna ile Sakarat Dağları’na varıyordu. Bu durumda kendi içindeki boğazlardan ve geçitlerden dolayı Erbaa – Taşova bölgesini Antik Çağ’da üç ana bölümde değerlendirmek yerinde olur. Bunlar; Erbaa ve Sonusa ovaları, Pandöksen bölgesi ve Destek Çayı vadisi şeklinde sınıflandırmaya tabi olurlar. Elbette Osmanlı zamanında evrak üstünde ve idari manada Karakuş nahiyesi de 16. yüzyıl sonlarına kadar bu bölgeden sayıldı. Bugün de yarı yarıya bu bölgeye dahildir. Burada ayrım yapmamın nedeni yerel tarih açısından ve tarihi akış çerçevesinde bugünkü Taşova ve Erbaa kazalarının bulunduğu bölgenin yerel anlamda ele alınıp araştırma ve incelemeye dahil edilmesidir. Zira Pontos Krallığı zamanından beri ve Osmanlı devrinde bölge hep bir arada idari sistem içinde yer aldı.
Bölgenin Osmanlı döneminde nahiyeler şeklinde ayrıldığı bu nahiyeler üzerinden tahrirde yer aldığı görülüyor. Son dönemde bölge Sonusa, Erek, Ziğdi ve Taşabad nahiyelerinden ibaretti. Sonusa ve Taşabad’a bağlı köyler genel itibariyle bugünkü Taşova ilçesi unsurları olup Ziğdi ve Erek nahiyelerine bağlı köyler de Erbaa ilçesi köylerini oluşturuyor. Burada Karakuş nahiyesi bugünkü idari yapıda Ordu iline baglanmış ve adı Akkuş ilçesi olarak değiştirilmiştir.
Karakuş Kalesi ve Hüvelen Kale ile Boğazkesen kalesi bölgenin bugün itibariyle bilinen ve yerleri belli olan kaleleri olup Pontus devleti tarafından inşa edildiği malumdur. Boğazkesen kalesi tahrip olmuş olup Hüvelen Kale ve Kevgir Kalesi ayaktadır. Ancak Huvelen Kale hakkında bir bilimsel çalışma yoktur. Bu kaleler Canik (Paryadres) Dağları’na Pontos devletince inşa edilerek -hehalde gelecek büyük tehlikeye karşı önlem mahiyeti taşımaktaydı. Yani Roma İmparatorluğu’nun baskısına karşı tedbir olarak inşa edilmişlerdi. Helbette korkulan oldu ve Roma İmparatorluğu bölgeye seferler düzenledi. Sonunda bölge Roma İmparatorluğu’nun eline geçti.
Bölgede topraktan -arkeolojik kazılar sonucu çıkan zeytin sıkma ağırlık taşlarından anlaşılan odur ki; Strabon’un da yazdığı gibi bu güzel ovalarda ve vadilerde bol miktarda üzüm ve zeytin yetişiyordu veya üretiliyordu. Civek üzümü (Dimnit) kendiliğinden ve zahmetsiz yetişen bir üzüm türü olup o günlerde sıkılıyordu, şıra ve şerbet yapılıyordu belki ama zaman içinde terk edildiği malumdur. Bugün sadece tarla bağ bahçe kıyılarında yaşam mücadelesine devam ediyor. Alpaslan Müzesi’nde zeytin sıkma -pres ağırlık taşları (bu taşların yerini Türklerin bölgeye yerleşmesiyle birlikte Sıktaç aldı) sergileniyor. Ayrıca Sepetli köyü tümülüsleri incelenecek olsa belki de bölge hakkında daha net bilgilere ulaşmak mümkün olur.
Bir de çocukluğumda Karamuk ve Ahilu (Afulu -Ahulu) bölgesinde arazinin ortasında araziyi ikiye bölen adına “sırma” denilen bir yol vardı. Gidiş gelişte iki kağnı sığacak genişlikte ve iki tarafı sıralı ağaçlarla korumaya alınmış, belki de bilinçli olarak gölgelendirilmiş bir yoldan söz ediyorum. Bazı yerlerde yol kayboluyor veya zaman içinde bozulmuş olduğu için görünmüyordu. O bölgede bu yollar bugün de aynen özelliğini koruyor. Canik Dağları boyunca bu yolların varlığına inanıyorum.
Buraya nereden ve niçin geldim?
Araştırırken bölgede yapılan arkeolojik çalışmalar hakkında birkaç eser ve araştırmacı kaydına tesadüf ettim. Bölgede ilk arkeolojik araştırma 1836 yılında W.J. Hamilton tarafından gerçekleştiriliyor. Daha sonra 1890’lı senelerde J. A. R. Munro antik yollar konusunda çalışma yapıyor. İfade edeyim ki bölgede arzu edildiği gibi genişçe ve uzunca arkeolojik araştırmalar yapılmamıştır. Umarım zaman içinde konuya hevesli bilim insanları çıkar.
Munro Canik (Paryadres) Dağları’nın etekleri ile Kelkit Irmağı’nın sağ yanındaki düzlüğün
arasından geçen Eupatoria’dan Kabeira’ya kadar uzanan bir yol tespit etmiştir. Pontos kralı 6’ncı Midhradates tarafından kurulan bu şehir tam da Boğazkesen kalesinin önünde ovaya doğru uzanıyordu. Ne Eupatoria ne de Pompeius tarafından aynı yerde kurulan Magnopolis kentleri bugüne ulaşamamışlardır. (Belki erken dönemde harap olmuşlardır. Gerçi Opator kentini Kral Mithridat kendisi yakıp yıkmış harabeye çevirmişti.)
Bu kentlerin yerine günümüz lisanıyla Erbaa demek lazımdır. Kabeira ise bugünkü Niksar şehridir.
(Konuya Dair Geniş Bilgi: Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dr. H. Uyanık: Tunç Çağ’ında Erbaa.)

Sırala: 
Srgn Ylmz
Hocam güzel kaleminizle bölgemizin geçmişine ışık tutuyorsunuz.
BeğenYanıtla35h
Nuriye Kanbolat Fidan
Emeğinize sağlık bende sizi takip ediyorum Bizim için güzel şeyler
BeğenYanıtla38h
Eenver Sseyhan
Sevgili Ahmet Günaydın; bu yazıya bugün Erbaa sayfasında rastladım. Fakat gözden geçirmedim. Keşke göz atsaydım. Tabii ki yazı kapsam olarak bölgemizin geçmişine ışık tutuyor. Rahmetlik Ali Onder'in bir makalesine rastladım. Yıllar önce kaydetmişim. Bakalım makalede neler var, inşallah güzel olur. Facebook sayfamda fazla paylaşım yapmıyorum. Bu konulardaki bütün yazılarımı Facebook gruplarında, Taşova ve Erbaa gruplarında paylaşıyorum.
BeğenYanıtla38h
Şerife Yılmaz
Çok değerli bilgiler teşekkür ederiz
BeğenYanıtla138h
Hüseyin Şahin
Bu birbirinden değerli bilgiler için teşekkürler. Emeğinize çalışmalarınıza sağlık

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

UNUTULAN ZANAATLAR / ELEKÇİ

                       Haber: Ahmet Şimşek        Elekçi deyince yanlış anlaşılmasın, zaanatçıydı o abiler, ablalar, kolay meslek değildi. Her türlü zorluğa katmak lazımdı elek yapmak için. El becerisi olacak, malzeme olacak, zamanın çok olacak, EleĞi kalburu yaptın, müşteri bulacaksın. 1960 lı 70 li yıllarda para az, gelir az, nerde millette para, müşteriyi ikna edeceksin. Evin hanımının ihtiyacı olsa da  iktisat yapar, elek eskirse yama yapar, yamardı. O halde kullanırdı.       Bu mesleğin en zor yanı da müşteri ayağına gelmez sen köy köy gezer müşteri arardın. Köyleri gezerek, ailece köye yerleşirlerdi. Çadır kurulur, çoluk çocuk yerleşir, evin beyleri elek yapmaya başlarlardı. Yapılan bu eserleri, evin hanımları sırtına asar, ev ev , kapı kapı dolaşır bu tarihi eskiye dayanan el gerecini satarlardı. Hatta bazen parası olmayana veresiye bile verirlerdi. Bu elekleri, gözerlerdi. Bazen b...

ANKARA' DA 10 KASIMA TAŞOVA DAMGASI

         Haber : Ahmet ŞİMŞEK     10 Kasım Töreni yurdun her köşesinde yapıldı. 09.05 geçe çalan sirenlerin ve İstiklal marşının okunması ve günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapıldı.       Ankara' da Özel Bilişim Kolejinde öğretmenlik yapan İlçemiz Arpaderesi köyünden Hüseyin Şimşek öğretmen arkadaşları ve öğrencilerinde katılımı ile kalabalık bir ekiple Atatürk' ün ölüm yıldönümünde Duygusal müzikler eşliğinde, Zeybek gösterisi yaptı.   Bağımsızlığın timsali Türkler, Ülkemizin zor günlerini geride bırakarak Ülkesine Türk bayrağını dalgalandıran, yeniden ülkesini hem ekonomik, hem siyasal, hem tarım, hem de sanayi ve endüstriyel alanda ileri sevilere taşıyan Atatürk' ü sadece ölüm yıldönümünde yas ve üzüntü tarafını değil de, yiğitliğin ve mertliğin timsali yönünü öne çıkardı. Bu farklı boyuttaki gösteriye geniş bir katılım sağlandı. Dik duruşuın ve mertliğin, Türk milletini hiç bir gücün bertaraf edemeyeceği b...

TARİHİN DİLİNDEN Yerel Tarih (19. Asırda Taşova ve Çevresi)/ENVER SEYHAN

  Enver Seyhan Bazan dalar giderim. Uzunca gezer dolaşırım dünde. Özellikle aklımın erdiği 70’lerden başlayarak on senelik bir zamanda dolanır dururum. Bimafir şurada bimafir burada, dağda taşta tarlada, yaylada, şârde, ovada, bayırda, evde. Çağıl çağıl akan ırmaktan bacağımı dizime kadar sıvar geçerim. Oña buña gücerim… 1831 yılı Nüfus kayıtlarını okurken Dere Çiftlik -Dereköy köyünde Hebiçler boyuna rastladım. 2275 numaralı defterde yoklar. 2267 numaralı defterde kayda geçmişler. Demek ki göç halindeler. Yeni gelmişler bölgeye. On dokuzuncu asırda Zuday köyünde nüfus çok kalaba. Çevredeki bütün köylere göç veriyor. Ayrıca Sonusa kazası civarında 19’uncu asır başında yeni yeni kurulan köyler var: Oba, Mercimek, Çılkıdır, Mahallebükü gibi.